Birikim Yayınları’ndan ilk baskısını 2008’de yapan (4 baskı yapmış), benim okuduğum genişletilmiş üçüncü baskısını İletişim Yayıncılık’tan 2021’de yapan bu kitap 116 sayfa.
İçindekiler: Altıncı Baskıya Önsöz, Sunuş, Erken Cumhuriyet
ve Linç Disiplini, Linç Ortamı ve Faşizmin Sarkacı, Mukayeseli Linç Etüdleri,
Linç Açılımı, Linç Kültürü Üzerine Birkaç Not, Gezi Linçleri, 2002-2013 Yılları
Arasında Gerçekleşen Linç Girişimleri
Kitapta ülkemizdeki bazı linç örneklerini okurken kanınız
donacak; ancak yazarın amacı zaten bu: “Linç denen barbarlığın olağanüstü
dehşetine dikkat çekmek.” Eğer ülkemizde yerleşik linç kültürüne yönelik “hafıza
kaybı”nız varsa, kitabı okumanız yaşanan şiddet olaylarını hatırlamanızda
faydalı olacaktır; bir daha unutmamak için, utanmak için, düşünmek için, at
gözlüğünü çıkarmak için…
Nazi Almanyası ile ilgili kıyaslamaları okurken de kitabın
tamamında da emin olacağınız en önemli tespitlerden biri şu oluyor: “Şiddet,
daha çok şiddet, iktidarsızlık korkusunun ilacıdır.”
Linç kültürü gelişmiş olmakla doğrudan bağlantılıdır, buradaki
korelasyonu kurmakta kimse zorlanmaz sanırım; çünkü “Linç ve linç tehdidi,
hukuksal düzeyde suç olmaktan öte, medeniyet kaybıdır.”.
Yakın tarihi merak eden, linçin sistematiğiyle ilgili güzel
bir sosyolojik araştırma-inceleme kitabı okumak isteyen herkese bu kitabı
tavsiye ediyorum.
“Linç, en aşikâr medeniyet kaybıdır. Linçin sıradanlaştığı,
kolektif bir utanç yaratmadığı, infiâl uyandırmadığı bir toplum, toplum olma
vasfını yitirir.”
“Linç hukuku, hukuksuzluk demektir. “Bazı” insanların
hukuktan istisna edilmesi demektir. İnsanların hukuktan istisna edilmesinin,
yani haksızlığın, adaletsizliğin doğallaşması, meşrulaşmasıdır.”
“Linç, kalabalığın azlığı çiğnemesidir – bazen, tek
birisini. Korunmasız, çaresiz durumdakine saldırmaktır. Köşeye kıstırılmış,
kuşatılmış olana çullanmak… Yerdekine bir tekme savurmak… Bireysel sorumluluk
üstlenmeden, kalabalığın koynuna sığınmış, “anonim” bir cürmün gölgesine
saklanarak…
Yapılabilecek en büyük vicdansızlıklardan, olup olabilecek
en şerefsizce işlerden biri, kısacası. Her canını sıkanı, her tuhafına gideni,
en basit bir gündelik hayat ihtilafındaki muhatabını şeddeli şeddeli “şerefsiz”
diye anmanın konuşmada virgül yerine geçtiği bir toplumsal vasatta, linçin infial
yaratmaması da bize bir şeyler söylüyor olmalı.”
“Türkiye’de linç girişimleri kendine göre bir rutine oturmuş
durumda. En çok Kürtleri, zaman zaman solcuları, bir de eşcinselleri ve “sapkın”
sayılan başka cinsiyet gruplarını hedef alıyor. (“İdeolojik” bir maksada
hamledilemeyecek, özel alanda cereyan eden teşebbüsler, cabası.)”
“Genel, evrensel bir ahlaki ve politik sonuç çıkartacak
olursak, linçin tek karşılığı var: Barbarlık.”
“Linç sözcüğünün olur olmaz kullanımının, “gerçek” linçle ilgili duyarlılığı düşürücü etkisini de fark etmek zorundayız.”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder