28 Şubat 2021 Pazar

Rosie Eve - "Yarın Hava Güzel Olacak" Kitabı

Genç illüstratör Rosie Eve’in bu ilk kitabı, 2017 yılında Stratford Salariya Kitap Ödülü’ne aday gösterilmiş harika bir çocuk kitabı.

Değindiği konu acı gerçeğimiz. Konunun aktörleri ise yavru bir kutup ayısı ve annesi. Çizim de olsa hayvanları üzgün ve birbirinden ayrı görmek, bizim yüzümüzden yoksunluk çekmeleri kalbimi çok kırıyor.

Ne kadar zamandır parfüm ve deodorant kullanmadığımı hatırlamıyorum. Ev temizliği için kullandığımız ürünlerin kapları bile doğa dostu, o kapların içindeki temizleyicileri kullandığımızda içeriği dünyaya zarar vermiyor. Diş macunumuz, diş fırçamız, mutfak temizleyicilerimiz de doğa dostu ve vegan. Hepimiz dünyaya, hayvanlara, birbirimize ve gelecek nesillere karşı sorumluyuz; bu sebeple tercihlerimizin hiçbiri anlık zevklerimiz için bencilce olmamalı. Seçimlerimiz yüzünden doğa ve başka canlar zarar görmemeli. Bu kitapta çizilen kutup ayısının annesinden bizim yüzümüzden ayrı kalışının o kısacık anı bile benim kalbimi kırıyorsa yaptığım her seçimin sonuçlarından dolayı kendimi sorumlu görmemdir, bu sorumluluk bilincinin hepimizde olması gerekiyor.

Yaşadığımız dünyaya, doğaya, hayvanlara karşı sevgi ve sorumluluk bilinci oluşturan bu kitap kitaplığımda olduğu için çok mutluyum.

Yavru kutup ayısının annesinin son cümlesi çok güzel bir bitiriş cümlesi: “Hepimiz, yaşadığımız dünyayı korumak zorundayız.”




27 Şubat 2021 Cumartesi

Mehmet Hakan Alsan - "Şems-i Tebrizi'nin Not Defteri" Kitabı

Ahir Zaman Yayınları’ndan 2018’de beşinci baskısı çıkan bu 318 sayfalık kitap Mevlana ve Şems’i Tebrizi’nin saklı konuşmalarını anlatıyor. Hem de öyle akıcı ve duygu yüklü anlatıyor ki sanki kitabı okumuyorsunuz da yanlarına kıvrılmış sohbetlerini dinliyorsunuz. Çok fazla yabancı kelime olsa da hiç zorluk çekmeden okuyup anlayabiliyorsunuz. Her bölümün ismi çiçek kokuları yapılarak Sufi felsefesinde bu kokuların ne anlama geldiği belirtilmiş.

Zaman zaman gözlerim dolarak, zaman zaman da tüylerim diken diken olarak okuduğum bu harika kitapta Şems-i Tebrizi’nin Mevlana ile yaptığı 40 sohbetle ona nasıl bütün sırlarını emanet ettiği ve bu sohbetlerin sonunda Mevlana’nın hamken nasıl pişip yandığı ve bizim bildiğimiz Mevlana haline geldiği, birbirlerinin etrafında dönerek nasıl semah yapıp içlerindeki kilitleri açtıkları ve Şems-i Tebrizi’nin Mevlana’yı nasıl kırkların başı yaptığı mest edici hikayelerle süslenip anlatılmış. Kitap bittiğinde içinizi yoğun bir keder ve hüzün kaplıyor. Ayrıca kitapta verilen Horasânî-Melâmet erlerinin 40 ilkesini herkesin bilip okumasını çok isterdim.

Şems-i Tebrizi ve Mevlana’ya duyduğum aşk ve hayranlığı bir kat daha öteye taşıyan bu kitabı tasavvufa meraklı herkese öneririm.

Kitaptan Alıntılar:

“”Ol” dedim… Oldu! Ol’du! Zaten O’ydu!”

“Hz. İnsan’ın mi’racı da bizatihi Hz. Allah’tır.”

“Ey hacca gidenler nereye böyle? Tez gelin çöllerden geriye döne döne…Hacı sizsiniz, Kabe de sizsiniz, Ev sahibi de siz…”

“Kim o? Mevlana cevap verdi: Sen! Ey sevgili! Sen!”

“Kendimden göçtüm, kendime geldim.”

“Evvel ‘TEK’ idik! Şimdi ‘BİR’ olduk!”

“Her yaratılan, her varlık, bizatihi bir ayettir.”

“Sen-Ben-O yok artık. Ayrılık yok artık! ‘Biz’ varız, artık! Yolun sonuna vasıl olunca göreceksin ki ‘BİZ’ de yokuz aslında. Sadece ‘O’ var! Bir tek ‘O’!”

“Hakk’ın gözüyle bakıldığında görülür ki, alemde katiyetle ikiliğe yer yoktur. Özcümle; yapman gereken, kendinde O’nu, O’nda kendini görebilmektir! Yani kendini Bir’lemek ve de sırlamaktır!

“Hakk’ın aşığını aradım, buldum, kandım. Hakk aşığın oldum; hamdım, piştim, yandım.”

“Aşk’la olsun. Aşk olsun. Aşk’sın. O’sun. Hû!”

“Gören de O, görülen de O, Görünen de O… Hepimiz bir aynayız. Sırrımızı ona borçluyuz. Veli kimse odur ki, batınıyla ve sırrıyla Hakk’ı gösterir. Hakk’ı görür! Ne mutlu hakkıyla ve sırrıyla sadece Hakk’ı görenlere! Zatında hakkı gösterenlere!... ve ferasetli mübarek o nazarlı gözlere! Ne mutlu!”

“İnsanın zahiri Halk, batını ise Hakk’tır.”

“Mesele tılsımlı madalyonu (Kibrid-i Ahmer) bulmak değil, tılsımlı madalyon olmaktır!”

“Senin hakikatini sana teslim ettim be’ oğlum!”

“Oldu! Çünkü artık, O’ydu!”




24 Şubat 2021 Çarşamba

Rad Bradbury - Tim Hamilton - "Fahrenheit 451" Çizgi Roman Uyarlaması

Rad Bradburry’nin 1952’te yazdığı Fahrenheit 451 kitabını okumadan Tim Hamilton’un çizdiği bu çizgi romanı bir solukta bitirdim dün gece. Epsilon Yayınevi’nden nisan 2019’da çıkmış, 160 sayfa.

Müthiş bir hikaye, unutamayacağım bir distopik kurgu.

Teknolojinin gelişmesiyle beraber toplumun gerileyen sanat ve düşünce dünyasını ele alırken, sadece hayatta olmak yeterli mi diye düşünmeye sevk ediyor; çünkü kitaplar yasak, düşünmek ve soru sormak tehlikeli, her şey yüzeysel değerlendiriliyor, liderlere bile dış görünüşüne göre değer biçiliyor, itfaiyeciler yangın söndürmek yerine yangın çıkarıyor, totaliter bir düzenle her şey her an kayıt altına alınıyor ve buna halk kendi iradesiyle razı olmuş. Sonunda da Harvard mezunu ya da diğer yakalanmaya çalışan üniversite mezunları kitapların içeriği için müthiş bir yol bulmuşlar. Ben bu durumda olsaydık hangi kitabı seçerdim diye çok fazla düşünmedim, Turaz Oflazoğlu çevirisiyle “Böyle Buyurdu Zerdüşt” olurdu kesinlikle, 30’lu yaşlarımda hiç yeniden okumadım, onu da yeniden okunacaklar listeme almalıyım bir an önce.

Baktığımızda kitapları okumayanlarla yakanlar aynı kefeye koyulmuş, bunca kitap arasında okumayıp hala TV’nin karşısında gittikçe robotlaşan insanların düşünmeyi reddettiği konusunun altı çizilmiş ve halk suçlanmış. Sizce de haklı değil mi? Bizlere asıl zarar veren şeyler düşünmeyi, sorgulamayı, araştırmayı, okumayı reddetmek değil mi zaten?

En kısa sürede kitabın kendisini okumak için sabırsızlanıyorum. Kesinlikle çok etkileyici.

Kitaptan Alıntılar:

“Ne korkunç bir sürpriz. Çünkü artık herkesin düşüncesi, kesinlikle emin olduğu şey şu: Bana asla hiçbir şey olmaz. Başkaları ölür, ben hayatıma devam ederim.”

“Tek yapmak istediğimiz, eksiksiz halde ve güvende olmaları gerektiğini düşündüğümüz bilgiyi muhafaza etmek. Çünkü eğer yok edilirsek bilgi ölür, belki de sonsuza dek.”

“Yollarda, terk edilmiş raylarda binlerce kişi, bu gece, dışarıdan bakılınca çapulcu, içimiz kütüphane…”

“Günün birinde, bizim taşıdığımız yük birine yardımcı olabilir. Ama kitaplar elimizin altındayken bile onlardan kaptıklarımızı kullanmıyorduk.”

“Önümüzdeki hafta, önümüzdeki ay ve önümüzdeki yıl bir sürü yalnız insanla tanışacağız. Bize ne yaptığımızı sorduklarında “Hatırlıyoruz.” diyebilirsiniz.”




23 Şubat 2021 Salı

Franz Kafka - "Yalnızlık Sahip Olduğum Tek Şey" Kitabı

Kafka’nın tüm metinlerinden derlenen bu kitaptan buram buram huzursuzluk ve yalnızlık akıyor, zaten kendisi de söylüyor: “Ben kendi içine kapanık, sessiz, çekingen ve huzursuz biriyim.”

Şubat 2015’te Zeplin Kitap’tan çıkan bu derleme kitap 77 sayfadan oluşuyor. Kolayca okuyup bitirebilirsiniz. Ben bu sabah başlayıp bitirdim.

Kitaptan Alıntılar:

“Kendim hakkındaki bilgim, odam hakkındaki bilgilerimle karşılaştırıldığında ne kadar da acınası ne kadar da yetersiz!”

“Huzur mu istiyorsun?
Az insan, az eşya.”

“En kötüsü de sahip olamadığın şeylere ait olmaktır.”

“Alçakgönüllülük ibadetin dilidir, ibadethanenin kendisidir ve bağların en kuvvetlisidir.”

“Tıpkı boğulmakta olan bir insanın boğazına kaçan sular gibi, dünyanın tüm zehri de benim içime kaçıyor.”

“Benim yalnızlığım insanlarla dolu.”

“Ama sen şunu öğrettin bana: Dayanılmaz olan aslında hayat değil, insanlardır.”

“Her şeyim tastamam. Sadece biraz daha kendime ihtiyacım var.”

“İnsanlar şimdiki zamanı mahvetmek için o kadar istekli ki!”

“İnsanın dünyayla mücadelesi karşısında, dünya üzerine bahse gir.”

“Ölümden delicesine korkuyor; çünkü henüz yaşamamış.”

“Tüm günahların kendisinden türediği iki büyük günah vardır: sabırsızlık ve tembellik.”



21 Şubat 2021 Pazar

Fernando Pessoa - "Hiçbir Şey İstememenin Mutluluğu" Kitabı

 Kitap enfes aforizmalar içeriyor, farklı düşünceleri var, her seferinde “Yaklaşık 125-130 sene önce ne güzel şeyler düşünmüş.” diye hayranlıkla düşündüm. 47 yaşında erkenden ölmeseydi kim bilir daha ne harika şeyler yazacaktı ve yine böyle derin, içten, hüzünlü olacak mıydı diye düşünmeden edemedim.

İçine kapanık, yalnız olduğunu sık sık hissettiren, hayalleri yücelten, bireyin önemini ön plana çıkaran yazarın nihilizmden etkilendiği çok açık.

Eğer baskısını bulursanız muhakkak alıp okuyun, Zeplin Kitap’tan çıkan bendeki baskısı mart 2015’e ait, sadece 69 sayfa. Sayfaların az olduğuna aldanmayın, cümleleriyle sizi öyle vuruyor ki kitabı hemen bitiremiyorsunuz.

Kitaptan Alıntılar:

“Tanrı ekonomik bir kavramdır. Gölgesinde bütün dinlerin din adamları kendi metafizik bürokrasilerini oluşturur.”

“Tanrım, Tanrım, kiminle uğraşıyorum? Kaç taneyim? Ben kimim? Benimle benim aramdaki bu mesafe de ne?”

“Var olan her insan Benim. Bütün toplum içimde. Kendimin en iyi arkadaşları ve en gerçek düşmanlarıyım.”

“Kibirli birisi için diğerleri yoktur. O kendisinin diğeridir.”

“Ben türlü oyuncunun türlü oyunlar oynadığı boş sahneyim.”

“Anlamak için kendimi yok ettim.”

“Kaçtığım bütün kavgaların yaralarını taşıyorum.”

“Yolculuk yolcunun kendisidir.”

“Tanrı, Tanrı’nın en iyi şakasıdır.”

“Japon çay fincanlarımdan birisi kırıldığında, gerçek nedenin bir hizmetçinin özensiz ellerinin değil o porselenin kıvrımlarına yerleşen desenlerin kaygıları olduğunu düşünürüm.

“Geçmişim, olamadığım her şeydir.”




20 Şubat 2021 Cumartesi

Alexandre Jollien - "Çıplak Filozof" Kitabı

 Nisan 2016’da ilk baskısını yapmış olan bu kitabı okurken ben de yazarla beraber sık sık kendimi sorguladım.

Yazar fiziksel engeli sebebiyle yaşadığı duyguları ve aşmak istediği düşüncelerini; eşi, kızı ve oğluyla ilişkisini, kendini nasıl gördüğü ve başkalarının onu nasıl gördüğüne dair çıkarımlarını, kıskandığı engelli olmayan erkeklerle ilgili duygu ve düşüncelerini, hayatını Platon, Seneca, Spinoza, Nietzsche, Montaigne gibi filozoflar sayesinde ve sık sık Zen’den uygulamaları hayatında pratiğe geçirerek dönüştürmeye çalışıyor.

Doktorunun “Bize tutkuların kitabı yazın!” tavsiyesi üzerine günlük yazmaya başlıyor ve 100 bölümden oluştuğu için 100 farklı günü kitaba dönüştürdüğünü tahmin ediyorum. Kitapta yazarın engelinin tam olarak neresinde olduğunu anlayamadım; ama zihninde bu engelini resmen bir kabusa dönüştürüyor, yaşadığı güven eksikliğinden ve kıskançlıklardan tüm dürüstlüğüyle bahsediyor, hem de seminerlerine binlerce kişinin geldiği ve kitaplarının çok sattığı sevilen biri olarak.

Kitabın çevirisi güzel, anlaşılır; yazarın anlatımı insanı kitabın içine alıyor.

Her an yeniden doğmamıza, çıplak kalarak kendi kendimizden soyunmamıza, Spinoza’nın davetine uyarak doğru davranıp sevinç içinde kalmamıza bizi yüreklendiren bu kitapta yazar, “İnsan bütün varlığıyla felsefeyi gerçekten nasıl uygulayabilir?” sorusuna cevap arıyor.

Bizi bir çocuk gibi dolu dolu yaşamak için cesaretlendiren bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum, kitabı o kadar sevdim ki yazarın başka iki yazarla beraber yazdığı ve dilimize çevrilen “Bilgeliğin İzinde” kitabına hemen başlayacağım.

“Kendime sürekli “Ne istiyorum?” diye soruyorum. Cevap hep aynı: Koşulsuz sevinç. Bu arzuda her şey var. Bunu unuttuğumda, bu arzuyu kendimde değil de başka yerde gidermek istediğimde kendimi yanıltıyorum.”

Kitaptan Alıntılar:

“Benlik disiplinin tek bir misyonu vardır: Sevincin içinde kök salmak.”

“Aşağılık karşılaştırmalar, ne zaman terk edeceksiniz beni?”

“Her an yaşamaya cesaret edebilmek için ölmeye cesaret etmeli, her şeyi alabilmek için her şeyi vermeli.”

“Olduğum ve sahip olduğum şeye bağlı kaldığım sürece pek uzağa gidemem! Kendimi şimdiki zamana açmadıkça, yaptığım şey bir işe yaramaz!”

“Biraz daha iyi olmak için bugün ne yapabilirim? Ne kadar küçük olsa da, birazcık ilerleme her zaman mümkündür. Dengeyi korumak için burada ve şimdi ne tür bir eylem ortaya koyabilirim?”




17 Şubat 2021 Çarşamba

Steven Harrison - "Bir Şey Yapmamak" Kitabı

2001’de okuduğum bu kitabı, tam 20 yıl sonra yeniden okuyup az önce bitirdim. Daha önce altını çizdiğim yerlere baktığımda, şu anda bilincimin geldiği noktayı daha net görebildim.

Kitabı bir kere daha zevkle okudum.

Zihnimizi bir hapishaneye benzeten, bunu “ben”in hapsi ve kişisel hapishanemiz olarak tanımlayan yazar, hapishanede kendimizi daha güvenli bulduğumuzu; çünkü bilinmeyenin ve sınırlar dışındakilerin güvenli olmadığını ve korkutucu geldiğini; fakat tek özgürlüğün o hapishanenin dışında olduğunu anlatıyor. Korkunun cesarete baskın geldiğini anlatıyor ve bu noktada şunu soruyor: “Eğer benlik çökerse, eğer duvarlar yıkılırsa, geriye korku mu kalır yoksa özgürlük mü?”

Yıllardır üzerimizde birike birike oluşan benlik gerçekten biz miyiz? Yoksa tüm kimliklerimizden sıyrıldığımızda geriye kalan şey, o sessizlik, boşluk muyuz? Çünkü yazarın da dediği gibi “isim veren yoksa, isimler de yoktur. Özne yoksa, nesne de yoktur. Bu boşluktur.”

Yazar aydınlanmaya ulaşmak için her şeyi denedikten sonra ne yaparsınız sorusuna şöyle cevap veriyor: "Zaten oradasınız. Bir şey yapmayın. Bir şey yapmama durumu şaşırtıcı derecede aktif bir durumdur. Tam bu noktada kim ve ne olduğumuzu keşfederiz."

Hayatı, toplumu, kendinizi, parayı ve kendim dediğiniz her şeyi baştan sona sorgulamanıza sebep olacak bu kitabı henüz okumadıysanız, okumanızı tavsiye ederim. Bunca kurgunun, senaryonun, karmaşanın içinde birazcık dinginliği hepimiz hak ediyoruz.




14 Şubat 2021 Pazar

Peter Kelder - "Tibet'in Gençlik Pınarı" 2. Kitabı

İlk kitabı Tibet’in Gençlik Pınarı’nı birkaç kere okuduktan sonra, ilk defa okuduğum ikinci kitabı az önce bitirdim. İlk kitaba göre daha kapsamlı, daha detaylı, sekiz bölümü farklı kişilerle yapılmış. Yine ilk kitapta olduğu gibi okuması kolay, dili ağdalı değil.

Birinci bölümde gençlik pınarı arayışından bahsedilirken ilk kitaptan sık sık alıntılara yer verilmiş. Olağanüstü yetenekleri olan insanlar, yaşlanma sürecini tersine çevirenler, 100 yaşından daha büyük ve sağlıklı insanların sırrının arayışı anlatılıyor. İkinci bölümde Batılıların bu Tibet sihrini aramalarına değiniliyor ve fotoğraflarla daha ilgi çekici bir hale getirilmiş. Üçüncü bölümde iyileştirme ve gençleştirme hikayelerini yaşayanların anlattıkları yer alıyor, üstelik çoğu doktor. Dördüncü bölümde beş ayin ritüelinin enerji sırları anlatılıyor. Beş ayin bir din değil, hatha yogaya benzeyen, vücuttaki yedi çakrayı düzenleyen, fiziksel ve duygusal sağlığa iyi gelen beş tane hareket. Altıncı bir hareket daha var, o da hayatında cinselliği deneyimlemeyi tamamen sonlandırmaya karar verenler için. Beşinci bölümde beş ayin ve yogadan bahsediliyor, beş ayin öncesi yapılabilecek bazı yoga hareketleri ve beş ayin fotoğraflarla anlatılıyor, beş ayinin hatha yogaya benzerliği ve uzun yaşam egzersizleriyle yenilenen sağlığa değiniliyor ve en sonunda altıncı ayin anlatılıyor. Altıncı bölümde neleri, nasıl, ne kadar yememiz gerektiği ve beslenmeyle sağlık ilişkisi anlatılıyor. Yedinci bölümde sesin enerjisi, ses ve meditasyon teknikleriyle ilgili uygulamalar verilmiş. Son bölümde de bir profesörle yapılan görüşmeye yer verilmiş.

İlk kitaptan sonra yapmaya başlayıp sonradan bir şekilde bıraktığım beş ayine bu kitap sayesinde bu sabah yeniden başladım, herkese tavsiye ediyorum.

Kitaptan Alıntılar:

“Bu kitap egzersizler, teknikler ya da ritüeller hakkında değil. Özünde sizin hakkınızda. Sizin benzersizliğiniz, davranışlarınız ve inançlarınız, istekleriniz ve umutlarınız, potansiyeliniz, mutlu bir şekilde yaşamı kucaklama yeteneğiniz ve dolu dolu yaşamanız hakkında.”

“Her şeyin kaynağı aslında içinizde.”

“Gençlik, her şeyden önce, alışılmış düşünce ve yaşam şekillerinden ziyade akıl ve özgürlüğün nitelikli olmadısıdır.”

“Chi, hayatın işleyişi gibidir. Chi’yi ortaya çıkarmak benim için nefes vermek gibi. O benim içimde. Bir kol ya da bir nefes gibi benim bir parçam. Nefesin ne olduğunu kim tamamen anlayabilir ki?”

“Başlıca izleyici sizin bunlara inanmayan benliğinizdir.”




9 Şubat 2021 Salı

Xavier Cornette De Saint Cyr - "Uygulamalı Dört Anlaşma" Kitabı

Dün akşam bitirdiğim bu kitabı aldığım için pişman oldum. Eğer kitapçıda içine bakma fırsatım olsaydı, almazdım; ama internetten kitap alışverişinin tek ve en büyük dezavantajına maruz kaldım.

Kitap “Dört Anlaşma” kitabını günlük hayatta nasıl uygulayacağımız veya çocuklarımızı bu konuda nasıl yönlendireceğimize dair pratiklere yer vermiş. Çok fazla kişisel gelişim kokuyor, buna rağmen yarım bırakmak istemediğim için inatla kitabı okudum ve bitirdim. Kişisel gelişim kitabı meraklıları belki kitabı beğenebilir, kitabın dili de anlaşılır.

Kitaptan Alıntılar:

“Karşımızdakine gönderdiğimiz şeyle kendimizi ağır bir biçimde zehirleyebiliriz: karşımızdakini yaraladığımızda kendimiz de yaralanırız.”

“Çoğu zaman en ufak bir şeyde hakaret etmeye başlıyor, aşırı olumsuz tepkiler veriyorsanız büyük ihtimalle kendi kendinizle sorununuz vardır (özsaygı eksikliği, negatif inançlar vs.). Bu yüzden yavaş yavaş karşınızdaki kişiye de aynı şeyi göndermeyi öğrenmek için önce kendinize saygı duymanız son derece önemlidir. Eğer kendi içimde öfke yoksa (bunu haklı gösterecek bir davranışta bulunmadığınız sürece) size karşı da öfke duymayacağımdır.”

“Muhatabınızın sizi “duymadığı” durumlarda bazen konuşmayı bitirmek daha iyidir. Kendi huzurunuzu koruyun! Sevdiğiniz insanlara veya size iyi gelen ve sizi zenginleştiren ilişkilere ayırabileceğiniz enerjiyi boşa harcamayın.”

“Hayatımız boyunca büyük çoğunluğu bize dışarıdan aktarılan ancak bize aitlermiş gibi benimsediğimiz pek çok inanç biriktirdik.”

“Hayatta önemli olan sahip olduklarımız değil, kim olduğumuzu bilmektir. Önemli olan bildiklerimiz de değil, ancak öğrendiklerimizle veya unuttuklarımızla ne yaptığımızdır.”

“Diğerlerinin sizden farklı olduklarını kabul etmek, sizin sevdiğiniz şeyleri sevmemeye hakları olduğunu ve aynı zamanda sizin de onların sevdikleri şeyleri sevmemeye hakkınız olduğunu kabul etmektir. Yani belli bir konuda belli bir görüşe sahip olma hakkına sahip olduklarını (tıpkı sizin gibi) kabul etmektir. Görüşleri tutarlı ve gerçek olduğu sürece bunda bir sorun yoktur.

“Eğer mükemmel bir biçimde iletişim kurmuyorsak, ilişkilerimizin mükemmel olmasını nasıl bekleyebiliriz?”

“Kelimelerinizle bir gerçek yaratırsınız. Bu nedenle hem kendiniz hem de diğerleri hakkında sarf ettiğiniz kelimeler mükemmel olmalıdır.”

“Diğerleriyle nasıl olmak istiyorsanız, kendinizle de öyle olun.”




7 Şubat 2021 Pazar

Marc Bekoff - "Hayvanların Duygusal Dünyası" Kitabı

Dün başlayıp bugün bitirdiğim bu kitap tıpkı insan olmayan hayvan dostlarımız gibi beni duygudan duyguya sürükledi. Hayvanları hala bir "şey", bir nesne, bir eşya olarak gören veya o şekilde görmek işine gelen, hayvanları sevebileceğimiz ve yiyebileceğimiz hayvanlar olarak ayıran onca insanın arasında kalbinde bunun yanlış olduğunu hisseden ve bilen herkes bu kitabı okumalı. Hayvanların da duyguları ve karakteri var, onların da hafızaları ve gelecek planları var. İnsan olmayan hayvan dostlarımız özgürlükleri ellerinden alınarak kafeslere kapatılıyor, hayvanat bahçelerinde mutsuzluğa hapsediliyor, canlı canlı tüyleri yolunurken tüylerinden yastık ve mont yapılıyor, makyaj vd ürünler için üzerinde deneyler yapılıyor, süt ve süt ürünleri için uğramadıkları zulüm kalmıyor, palm yağı için kesilen palmiyeler evleri olan orangutanlar evsiz kalıp kafeslere tıkılıyor, derileri yüzülüp ayakkabı, çanta, kürk ya da ceket yapılıyor, canlı canlı haşlanıp yiyin diye önünüze konuluyor, siz yiyin diye ailelerinden koparılıyorlar, siz sütlerini için diye yavruları sütsüz ve annesiz kalıyor, binek hayvanlar, ipek böcekleri, yarıştırılanlar, dövüştürülenler, öldürülenler, tecavüz edilenler, taşla kovalananlar... Bunları yazarken bile yüreğim dayanmıyor. Bu kitap tam da bunun üzerine aslında. Hayvanları tek kullanımlık ya da uzun süreli bir eşya gibi gören bütün o insanlara hayvanların da duyguları olduğunu, empati yapabildiklerini, şakalaştıklarını, acı çektiklerini, üzüldüklerini, güldüklerini, merak ettiklerini ve özlediklerini bilimsel araştırmalarla ve örneklerle akıcı ve açık bir dille anlatıyor. Mutlaka herkesin okuması, hatta birden fazla alıp başkalarına hediye etmesi gereken bir kitap. Kitabı yazan profesör, insan olmayan hayvanlar üzerinde deneyler yapanlara ya da bir şekilde onları sömüren ya da katleden insanlara sürekli şu soruyu soruyor: "Bunu köpeğinize yapar mısınız?" Evdeki kedinize, köpeğinize nasıl kıyamıyorsanız tabağınızdaki, bardağınızdaki, çantanızdaki, yastığınızdaki, ceketinizdeki, montunuzdaki, kürkünüzdeki, makyaj malzemelerinizdeki, kremlerinizdeki hayvanlara da kıymayın. Bu dünya hepimizin.

Kitaptan Alıntılar:

"Hayvanları sevdiğini söyleyen ve daha sonra doğrudan ya da dolaylı olarak onları acıya maruz bırakan bilim insanlarına (ve diğerlerine) cevabım, "Beni sevmediğiniz için memnunum." oluyor. Ne yazık ki hayvanlar, insanlarla olan ilişkilerinde, kendi davranışlarının karşılığını bulamıyorlar. İnsanların çıkarları hemen hemen her zaman, hayvanlarınkini gölgede bırakıyor."

"Hayvanlara saygı duymak, onları korumak ve sevmek, bilimi tehlikeye atmadığı gibi, insanlara daha az saygı duymamız, onları korumamamız ve sevmememiz anlamına da gelmez. Köpeğinizi beslemek, çocuklarınızı aç bırakmak anlamına mı geliyor? Hayır, biraz düşünce ve öngörüyle, herkes hak ettiği bakımı alabilir."

"Bir insan duyguları olan başka bir canlıya nasıl böyle davranabilir?"

"Hayvanların da ahlak sahibi olma olasılığı, insanları diğer tüm diğer canlılardan üstün tutanlara rahatsızlık veriyor. Çünkü bu insanlara göre insanlar özel ve benzersiz bir statüye sahiptirler. İnsanların en erdemli canlılar olduğu fikri, genellikle din kaynaklıdır."

"Oyun esnasında hayvanların hedefi ortaktır: Birbirini yenmek değil, eğlenmek..."

"Hayvanlar duygulara sahiptir; "sahip-miş gibi" davranmazlar."

"Çabalarımız, her zaman tüm hayvanlara en iyi refahı sağlamak ve onları hiç kullanmamak üzerine olmalıdır."

"Sessizlik, toplumsal değişimin düşmanıdır.""




5 Şubat 2021 Cuma

İlyas Ceylan - "Kilo Verme Mühendisliği" Kitabı

Kitabın yazarı aslında makine mühendisliği ve nükleer enerji mühendisliği mezunu bir yüksek mühendis ve sonradan sağlıklı yaşam, sağlıklı ve dengeli beslenme eğitimi almış. Ama konuya hakimiyeti mükemmel, konuları anlatışı çok detaylı ve anlamamamız nerdeyse imkansız, dili samimi ve mizahi. Beslenmede yaptığımız hatalar ve bu hatalar sebebiyle oluşan hastalıklar, suyu ve tuzu nasıl tüketmemiz gerektiği, bilinçaltı, alkali beslenme, gıda intoleransı, uyku ne nefes, bağışıklık sistemi, akşam yemekleri, vücut aklı, otoimmün rahatsızlıklar ve hipotiroid, diyabet ve tiroid hastalıkları gibi birçok konuya değinen yazar bir solukta okunacak harika bir kitap yazmış. Sabah uyandığınızda içmemiz gereken o bir bardak sudan başlayıp, ağzımıza attığımız tek bir lokmanın vücutta nelere yol açtığını, o lokmayı nasıl zehir haline dönüştürdüğümüzü ve o tek bir lokmanın nasıl kiloya ya da hastalıklara yol açtığını çok detaylı bir şekilde anlatmış. Aslında kitap vegan değil; ama çoğu tavsiyeleri tabii ki hayvansal ürünlerin vücudumuzda yol açtığı tahribat üzerine. Beslenme, su içme, hastalıklar ve kilo alma ya da vermeyle ilgili problem yaşayan herkese kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap.

Kitaptan alıntılar:

“Biz vücudumuzu fabrika ayarlarında kullanmıyoruz. Vücudumuzun istediği şekilde beslenmiyoruz. Kendi nefsimizin istediği şekilde, vücuda çöp kovası gibi davranıyoruz. Neyse ki vücudumuz bizi sürekli tamir edip, sağlıklı kalmamız için çalışıyor.”

“Hiçbir yaban hayvanı acıkmadan yemek yemez. Hiçbir yaban hayvanı, açlığını bastırdıktan sonra, hepsini yiyeyim diye devam etmez.”

“İnsülin direnci dediğimiz, aslında hücre zarı direncidir. Hücre zarının sertleşmesidir.”

“Kışın domates-salatalık, yazın pırasa-lahana sebzeleri gibi işleri bizim vücudumuz yutmaz. Çocuklarımız hangi mevsimde hangi sebze olur bilmiyor. Bize ders olarak okutuluyordu. Şimdi pazarda biz bile şaşırıyoruz. Onun için internete girince 30.000 hastalık çeşidi var.”

“Bizim yemek ihtiyacımız kilolarca değil. 300-500 gramdır. Peki, biz niye hep acıkıyoruz? Yemek yemeyi bilmediğimiz için.”

“Bütün hayvanlar kendi yavruları için süt hazırlar. Hem de onların yavruları doğar doğmaz yürür. Bizim iki yıl yerinden kalkmayan bebeklerimize inek sütü veriyoruz. İşin daha önemli kısmı, ineklerin boynuzları, tırnakları, toynakları olsun diye sütte kazein diye bir protein var. Allah aşkına bizim boynumuz, toynağımız mı olacak. Tabii ki o zaman bizim bağışıklık hücrelerimiz, bu bana göre değil diyor. Tanımadıysa, gıda intoleransı oluyor."




3 Şubat 2021 Çarşamba

Ferhat Kardaş - "İrade Eğitimi" Kitabı

Dün akşam bitirdiğim bu kitapta irademizi nasıl eğiteceğimiz, hatta irademizi nasıl eğitemeyeceğimiz, güçlü iradenin getirdikleri ve zayıf iradenin götürdükleri, bağımlılıklarımızdan nasıl kurtulacağımız, çağın bize dayattığı şeylere nasıl direneceğimiz gibi konular analiz edilerek, pratik çözümler sunularak, irade eğitimi bütün ayrıntılarıyla anlatılmış.

Bu sene çıkan bu kitabın dili ağır değil, herkesin rahatlıkla okuyup anlayabileceği ve herkese hitap eden bir kitap, daha doğrusu iradesini eğitecek kadar cesur olanlara yönelik bir kitap.

Jules Payot’un kitaplarına kıyasla bu kitabı okumak daha kolay, kitapta verilen örnekler günümüzden ve içinde güncel konulara yer verilmiş.

Kitaptan Alıntılar:

“İrade gücünü geliştirmek bir yönüyle içinde yaşadığımız çağa, bizi sıkıca sarmalayan çeşitli toplumsal da bir direniştir. Çağın bizi iradesizleştirmeye çalışan faydacı ve sömürücü değerlerine bir başkaldırıdır. Tüketim toplumunun bizi iradesiz kılma anlayışına bir karşı duruştur. Bizi her anlamda sürü haline getirmeye çalışan sorgulanmamış bazı toplumsal alışkanlıkları reddediştir.”

“İnsanın iradesini ortaya koyması, aslında benliğini ortaya koyuşunun bir ifadesidir.”

“İradesini güçlendiren insan cesur insandır. İrade de her şeyden önce bir cesaret eylemidir. Çünkü insan en çok kendisiyle mücadele etmekte zorlanır ve en çok da kendine söz geçirememekten yakınır.”

“İradesizlik güçlü şekilde bir eylem-söylem tutarsızlığı oluşturur.”

“Yaşadığımız çağ bütün imkanlarıyla bizi iradesiz kılıp sömürmeye çabalıyor. Bizi tek merkezden idare edilen robotlara dönüştürmeye çalışıyor. “Tüket” dediğini tüketen iradesiz bir varlık olmamızı istiyor. Bizi değersizleştirmeye ve bir meta haline getirmeye var gücüyle çalışıyor.”

“Oysa yapmamız gereken tek bir şey vardır: Bir yerden başlamak.”

“İhtiyacımız olan şey sihirli çözümler değil, istikrarlı bir çabadır.”

“İradeyi güçlendirmek biraz da kendimizi kandırmaya ve her defasında sabote etmeye bir son vermeyi bilmektir.”




2 Şubat 2021 Salı

Sergio Magaña Ocelocoyotl - "Toltek Sırrı" Kitabı

Toltek Sırrı 2015’ten beri kitaplığımda duruyordu ve okumuyordum. Bazen kitapları hevesle alırsınız; ama kitabı elinize alınca o heves bir anda yok olur; bence kitapların zamanı var, bizim de o kitaplar için zamanımız var, o zaman gelince okuduğumuz kitap problemsiz bir şekilde akıyor.

Uyumadan önce okuduğum bu kitapta Sergio Magaña Ocelocoyotl rüya görmenin derin gücünü, değiştirilmiş algı hallerini ve genişletilmiş bilinç halini açıklıyor ve rüyalar üzerinde nasıl kontrol sahibi olunacağını, rüyaların günlük yaşamımızı nasıl etkilediğini, rüyalarımızı nasıl hatırlayacağımızı ve rüyaların etkisinden nasıl kurtulacağımızla ilgili yöntemler sunuyor.

Kitapta çok fazla yabancı kelime ve rüya konusuyla ilgili kendi dilinde teknik terim olsa da, kitabın dili gayet anlaşılır.

Normalde rüyalarımı hatırlamazdım, bu kitaptan sonra rüyalarımı daha fazla hatırlamaya başladım.

Kitaptan Alıntılar:

“Rüyanız olmuş olduğunuz şeydir. Hayatınızı gözlemleyin ve neyin rüyasını gördüğünüzü bileceksiniz.”

“Uzun süre kendimizi aynada gözlemledikten sonra sadece bir yansıma olmayı bırakırız.”

“Rüyalarını hatırlamayan kişi ölüdür; çünkü uyanıkken hayatları üzerinde kontrol sahibi değildirler.”

“Algıladığımız her şey, gerçek olduğuna inandığımız her şey, sadece bir illüzyondur, orijinal aynada bir yansımadır. Sorun şu ki çoğumuz bu aynanın içerisinde büyülenmiş, hipnotize olmuş şekilde yaşarız ve yansımayı yapanın kozmos olduğunu ve orada görülmeyi, gözlemlenmeyi beklediğini unutmuşuzdur.”

“Başkaları sana baktığında gördükleri şeyin senin aynada gördüğünle aynı olduğundan kesinlikle emin misin? Asla bilemezsin. Kendini başkalarının seni gördüklerini düşündükleri şekilde ya da kendini aynada gördüğünü düşündüğün şekilde yaratmaya devam etmeye değer mi sence?”

“Birçok insan yansımaları oldular ve o kendini bilmeyen ve farklı senaryolarda ve boyutlarda var olan kimin yansıdığını unuttular.”



John Shirley - "Yeni Tabular" Kitabı

İlk baskısını 2018’de Ayrıntı Yayınları’ndan yapan bu kitap 112 sayfa. Kitabın yazarı aynı zamanda senarist ve şarkı yazarı. Kitapta yazar...