13 Mayıs 2021 Perşembe

Khaled Hosseini - "Uçurtma Avcısı" Kitabı

 

İlk baskısını 2004’te yapan ve Everest Yayınları’ndan Temmuz 2020’de 77. baskısını yapan okuduğum bu kitap 375 sayfa.

Kitabı ağlayarak okudum, bitirirken de yine gözyaşlarım eşlik etti. Annemin yıllardır okumam için ısrar ettiği bir kitaptı; ama ben okumaya yazarın son kitabı “Deniz Duası” ile başlamıştım, o kitapta yazarın az cümleyle çok şey anlatma başarısını görmemek imkansızdı, annemden kitaptaki dram hakkında fikir ediniyordum, kitabın filmini de izlemedim; ama yine de bu kadar etkileneceğimi tahmin etmemiştim.

Kitabı az önce bitirdim, toplam üç seferde bitti, ilkinde on iki sayfa okuyup üçüncü kısma kadar gelebildim, sonra yüz dördüncü sayfayı bitirip dokuzunca bölüme kadar gelebildim, birkaç saat önce de boğazda kocaman bir yumru ve ağlama eşliğinde geriye kalan iki yüz yetmiş bir sayfayı okudum. Yani taze duygularla yazıyorum.

İçimde öfke, hayal kırıklığı, çaresizlik, korku, mutsuzluk, umutsuzluk, umut, sevgi, bitkinlik, yorgunluk ve en çok hüzün dolu şu anda; duygular sizi resmen ele geçiriyor, etkilenmemek imkânsız. Çok sarsıcı ve vurucu bir kitap, insanı allak bullak ediyor ve yaralıyor, yazardan bir kez daha çok fazla etkilendim, müthiş bir yazarlık, hayran olmamak elde değil.

Kurgu da olsa, okuduklarımın gerçeğe çok yakın olduğunu ya da gerçeğin bundan daha dayanılmaz olduğunu düşündüğüm için içimde bir çığlık atma ve haykırma isteği oluşuyor. Dünya haksızlıklarla dolu, affedersin dünya, bu da insanların sana attığı bir çamur; çünkü dünya insanların yaptığı haksızlıklarla dolu, özellikle din adı altında yapılan haksızlıklarla.

Yazarın diğer kitabı “Bin Muhteşem Güneş”e geçmeden önce başka bir kitapla kendime izin mi vermeliyim, yoksa bu duyguların üstüne mi gitmeliyim diye düşünüyorum şu anda. Sanırım yine tam da üstüne üstüne gideceğim.

"O sakallı yobazlardan asla değerli bir şey öğrenemezsin...Tek bildikleri, tesbih çekip anlamadıkları bir dilde yazılmış bir kitabı papağan gibi tekrarlamak."

"Şimdi, mollalar ne derse desin, yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir. Ne demek istediğimi anlıyor musun?"

""Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun," dedi Baba. "Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Anlıyor musun?"

“Yukarıda bir yerde bir Tanrı varsa, umarım benim viski içmem ya da domuz yememden çok daha önemli meselelerle uğraşıyordur.”

“Özü sözü doğru olanların ortak yönü de budur: Karşısındaki kişinin de içten konuştuğunu sanırlar.”

“…ama yalanla kendini kandırmaktansa gerçekle yüzleşmek iyidir.”

“Oysa bu, benim görülen değil bakılan, duyulan değil dinlenen biri olabilmek için tek şansımdı.”

“Onları dinlerken, kim olduğumun, ne olduğumun aslında Baba tarafından, onun insanların yaşamında bıraktığı iz tarafından belirlendiğini fark ettim. Bütün hayatım boyunca, “Baba’nın oğlu” olmuştum. Ama artık o yoktu. Bana yolu gösteremezdi artık; bundan böyle yolu kendim bulmak zorundaydım.”

“Gel. Yeniden iyi biri olmak mümkündür.”

“Yeniden iyi biri olunabilir, demişti. Bunun bir yolu vardır. Döngüyü kırmanın bir yolu.”

“…Baba’nın söylediği bir şeyi anımsadım. Senin sorunun, kavgalarını senin yerine hep bir başkasının yapmış olması, demişti. Artık otuz sekiz yaşındaydım. Saçlarım seyrelmeye, kırlaşmaya başlamıştı; son zamanlarda gözlerimin etrafında kaz ayağı biçiminde, küçük çizgiler görüyordum. Artık daha yaşlı olabilirdim; ama kendi kavgamı üstlenemeyecek kadar ihtiyarlamamıştım henüz. Baba’nın pek çok yalan söylediği anlaşılmıştı; ama bu konuda yalan söylememişti.”

“Toprak bir yolda güçlükle ilerleyen, üstü başı perişan, yaşlı bir adamı gösterdi; omzuna çalı çırpıyla dolu, kocaman bir çuval vurmuştu. “İşte, gerçek Afganistan bu, Ağa Efendi. Benim bildiğim Afganistan. Sen mi? Sen burada her zaman bir turisttin, yalnızca haberin yoktu.””

“Bir başka dünyada olsaydı, bu çocuklar kamyonun arkasından koşamayacak kadar aç olmazlardı.”

“…Bu insanların çoğu, dedi, ya öldü ya da Pakistan’daki göçmen kamplarına sığındı. “Ölenler daha şanslıydı.”, diye ekledi.”

“Şimdi dilencilerin çoğu çocuktu; zayıf, asık yüzlü, kimisi taş çatlasın dört-beş yaşında. İşlek yolların kaldırımlarında, burkalı annelerinin kucağında, inliyorlardı: “Bahşiş, bahşiş!” Bir şey daha vardı; ilk anda fark edemediğim bir şey: Yanlarında yetişkin bir erkek görmek, neredeyse olanaksızdı. Savaşlar Afganistan’da babaları, çok az bulunan bir mala, değerli bir ayrıcalığa dönüştürmüştü.”

“Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.”

“Burası hiç korunaklı değil. Yiyecek yok, giysi yok, içecek su yok. Buradaki en bol şey, çocukluğunu yitirmiş çocuklar. İşin en acıklı yanı da, bunlar şanslı olanlar.”

“Paslanmış parmaklıkları tuttum, çocukken bu kapıdan nasıl binlerce kez, koşarak geçtiğimi, artık hiçbir önemi kalmayan ama o zamanlar çok elzem görünen şeyler için nasıl acele ettiğimi düşündüm. İçeriye baktım.” 

“Meydan’a yakın, küçük bir otelde iki kişilik bir oda tuttum. Resepsiyondaki sıska, gözlüklü erkeğin çevresi birbirinin eşi siyah elbiseler giymiş, beyaz eşarplar bağlamış üç küçük kızla sarılıydı. Benden yetmiş beş dolar istedi; böyle bir virane için akıl almaz bir fiyattı, ama üzerinde durmadım. İnsanları Hawaii’deki yazlık evinin masrafları için kazıklaman başka şeydi, üç çocuğunun karnını doyurmak için kazıklaman, başka.”

“Halkımın kendi ülkesini el birliğiyle mahvetme biçimi, göğsümü beklenmedik bir öfkeyle sıkıştırıverdi.”



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

John Shirley - "Yeni Tabular" Kitabı

İlk baskısını 2018’de Ayrıntı Yayınları’ndan yapan bu kitap 112 sayfa. Kitabın yazarı aynı zamanda senarist ve şarkı yazarı. Kitapta yazar...