Açılım Kitap’tan ilk baskısını 2020’de yapan bu kitap 112
sayfa.
Fransız sosyolog dilimize çevrilen bu ilk kitabını Charlie
Hebdo’nun ve France Inter’in eski direktörü olan Philippe Val’in son yıllarda
sosyolojinin “mazeret kültürü” ürettiği suçlamalarına karşı yazıp bütün
iddiaları ilişkisel bir sosyolojik bakış açısıyla reddetmiş.
“Bıkmadan, serinkanlılıkla, zor zamanlarda bile, anlamaya
çalışan herkese.” diye başlayan bu kitabı bir solukta bitirdim diyebilirim,
konusu güzel, yazarın dili ve tavrı harika, böyle olunca kitap kendini bir
çırpıda okutuyor.
Sosyolojiye meraklı herkese bu kitabı tavsiye ederim,
felsefe meraklıları da okuyabilir; çünkü sık sık Spinoza’dan alıntılara yer
vermiş.
“Sosyolog, herhangi bir siyasi bağlılıktan uzak durmalı ve
çalışmalarının sonuçlarını yayınlayarak kendi ideolojik kampını (bir vatandaş
olarak) zaman zaman hayal kırıklığına uğratabileceğinin farkında olmalıdır.
İzlemesi gereken tek “parti çizgisi” “hakikat partisi”dir.”
“Sosyoloji, sayısız muhalefete yol açar: Bireylerin her daim
bilincinde olmadığı kolektif düzenlilikleri ya da alışkanlıkları görünür
kılarak, nadiren bireylerin iradelerinin ürünü olan toplumsal yapıları,
toplumsal mekanizmaları ve toplumsal süreçleri -sosyoloji sürekli olarak bu
bireylere yakında nüfuz eder- gün yüzüne çıkararak insanlığı dördüncü bir
narsistik yarayla cezalandırmıştır.”
“Sosyoloji, bireyin davranışının tüm nedenlerini ve
ilkelerini kendi içinde taşıyan, kendi içine kapalı bir varlık olmadığını
hatırlatır. Buradan yola çıkarak sosyoloji, özgür, kendi kendini belirleyen ve
sorumluluk sahibi İnsan’a dair tüm büyülü görüşlere karşı çıkar.
Simetrisizliğin, eşitsizliklerin gerçekliğini, tahakkümü ve sömürü
ilişkilerini, gücün kullanımını ve damgalanma süreçlerini de gün yüzüne
çıkarır. Bunu yaptığı zaman da, ayrıcalığı elinde bulunduran veya niteliği her
ne olursa olsun bir güç kullanan, bilinçsizce pozisyonlarının avantajlarına
sahip olabilmeyi isteyen herkesi illa ki rahatsız eder. Sosyoloji bu nedenle,
boş lakırdıyla karnını doyuranların öfkesini uyandırır: Bu kişiler güç
ilişkilerini ve tarihsel eşitsizlikleri doğal olgular olarak, tahakküm
durumlarını da özgürce razı olunmuş gerçeklikler olarak görürler.”
“Bugün bir kültür bakanının edebiyat okumaya zamanının
olmadığını itiraf edebilmesine üzülürüz; ancak ne onun ne de gelmiş geçmiş tüm
bakanların sosyoloji ya da antropoloji, tarih ya da siyasal bilimler
kitaplarını düzenli olarak okumuyor olmalarına şaşırmak hatta bu durumdan
utanmak gerekir….konu toplumsal gerçeklik üzerine etkide bulunmak olduğunda
toplumsal gerçekliği inceleyen bilimlerle ilgili bir tek satır bile okumaksızın
politika yapılabiliyor.”
“Sosyoloji eleştirisi aynı zamanda, sosyal bilimleri, haklı
olarak, özgür ve bilinçli yahut gelişimlerinin bir dizi ayrıcalık veya avantaja
yol açacağı ihtimalini çok iyi bilen bir özne fikrine saldırı olarak görenlerin
bir muhalefetidir. Ayrıcalıklar ya da avantajlar karanlıkta kaldığı sürece daha
az saldırılabilirdir. Bu nedenle toplum bilimlerinin ne olduğunu ve ne
olmadığını açıklamak, onlarla ilişkili niyet okumalarını yok etmek ve toplumsal
faydalarını hatırlatmak gerekir.”
“Tarafsız tutum, son derece gerçek olan bireysel niyetleri,
onları yapılandıran ve mümkün kılan geçmiş ve şimdiki karşılıklı bağımlılık
ağlarının içine yerleştirmeyi öğretir.”
“Her birey, onu oluşturan deneyimler aracılığıyla
diğerlerinden ayrıldığı ölçüde eşsizdir. Dolayısıyla katıldığı grup ve
kurumlardan, parçası olduğu etkileşim türlerinden ayrılamaz.”
“Sosyoloji, seçimlerin yapılmadığını, kararların
alınmadığını veya niyetlerin ya da iradelerin var olmadığını söylemez. Sadece
seçimlerin, kararların ve niyetlerin pek çok kısıtlamanın kesişiminde bulunan
gerçeklikler olduğunu söyler. Bu kısıtlamalar hem içseldir hem de de dışsal:
geçmişteki çeşitli toplumsal deneyimlerle işlenmiş, inanma, görme, hissetme,
düşünme, davranma eylemlerine bağlı yatkınlıklar bütününden oluştuğu içi
içseldir; seçimler, kararlar ve niyetler her daim toplumsal bağlamların içinde
olduğu, hatta bazen toplumsal bağlamların içinde olduğu, hatta bazen toplumsal
koşullara göre formüle edildikleri için de dışsaldır.”
“Her birey, tüm belirleyicilerinin bilincinde olamayacak
kadar multi-sosyal ve çok belirleyenlidir. Bu nedenle toplumsal bir determinizm
fikrine karşı konulması normaldir. Çünkü birey, çeşitli yatkınlıkların
taşıyıcısıdır ve içinde bulunduğu toplumsal durumlara göre üzerinde çeşitli
güçler uygulanır; birey de zaman zaman bir davranış özgürlüğü hissine sahip
olabilir. Ancak özgürlük hissi, bireylerin ne yapacaklarını ve nasıl
yapacaklarını belirleyen şeylerin bilincinde oldukları olgusundan ziyade, bütün
olarak eylemleriyle kuşatılmış oldukları, arzularına, kısa vadedeki hedeflerine
ya da uzun vadeli projelerine kapılmış halde ne yapıyorlarsa o oldukları
olgusundan kaynaklanır.”
“Biçimlendirmeye katkıda bulunduğumuz bu dünya tarafından
biçimlendirilmiş olan bizler hiçbir şekilde bu dünyadan kaçamayız; ister
marjinal olsun ister konformist, ister tahakküm eden olsun ister tahakküm
edilen, hepimiz bu dünyanın bizden yarattıklarıyla ve içinde bulunduğumuz
durumlara göre bu dünyada yapabileceklerimizle bir şeyler yaparız.”
“Tahakküm altında olanlar, sosyoloji karşıtı söylemlerde
zikredildiklerinde, hemen gerçekdışılaştırılırlar. Bu kimselerden bahsedenler,
söz konusu tahakküm durumlarını yaşayanların yerine kendilerini koymak için
asla zihinsel çaba harcamazlar.”
“Sefil ekonomik koşullarda yaşamak, istediği zaman
çıkarılabilecek bir şapka takmak gibi değildir.”
“…baskı altında yapılmış bir seçime özgürlük demek epey
komik”
“Hangi tip bireyin, neyin akabinde ve hangi şartlar altında
rıza gösterdiği her zaman sorgulanmalıdır. Bir rıza üretmenin toplumsal
koşullarının ne olduğu, yani hangi şartlar altında, hangi deneyimlerin
sonucunda ve hangi biyografik, ekonomik, politik veya kültürel bağlamda rıza
gösterildiği sorulmadığında, toplumsal ilişkilerin nesnel gerçekliği bir kenara
bırakılmış olur.”
Tahakküm edilenler hakkında tepeden bakarak düşüncesizce
konuşan her siyasi aktör, eğer babası, çalışarak geçen bir yaşamın sonunda bir
iş kazası nedeniyle ölüp, arkasından yas tutan ve işi başından aşkın bir anne
ile onu yalnız bırakmış olsaydı; aile içinde pedofili kurbanı olsaydı ya da
annesini fahişelik yaparken görseydi; hayatı boyunca, ekonomik güvencesizlik ve
duygusal yoksunluk, akademik başarısızlık, kantin masraflarını ödemede
zorluklar, tatile gidememe, küçük yaşta şiddete maruz kalma, konut bulmada
zorluklar, etnik profilleme, küçük işler, işsizlik vb. gibi durumları
biriktirmiş olsaydı, kendisinin neye dönüşeceğini sormalıdır. Böyle bir durumda
her şeyin mümkün olduğu, özgür iradenin yok edilemez bir evrensel gerçeklik
olduğu ve kaderinin daima elinde olacağı duygusunu sürdürür müydü? Hiçbir şeyin
garantisi yok.”
“Sosyoloji, sorgulanması zor bir kanıt olarak dayatılan bir
gerçekliğin üzerinde gücün yeniden kazanılmasını mümkün kılar. Bize sunulduğu
haliyle gerçeklik, tercihleri, altında yatan diğer olasılıklar arasında gizler
ve sürekli olarak saf dışı bırakılan alternatif, olası ya da potansiyel
gerçekliklerin düşünülmesini yasaklar. Kuzey Amerikalı sosyolog Joseph
Gusfield’in çok doğru olarak söylediği gibi, “Hayal edemediğimiz şeyi,
arzulayamayız da.” Gusfield, yol kazaları ve alkol tüketimi arasındaki ilişki
hakkında yaptığı çalışmada şunu çok iyi göstermiştir: Gerçek hiçbir zaman resmi
söylemlerin bize sunmak istediği kadar basit değildir.”
“Sosyolojik araştırmalar, toplumsal problemlerle ilgili
genel söylemlerin bize, bu problemlerin anlattığı sanılan şeylerden çok daha
farklı şeyleri anlattığını; ayrıca bu söylemlerin, koşullarından çıkmak isteyen
kişileri sık sık damgaladığını anlamamızı mümkün kılar. Dolayısıyla sosyoloji
bu söylemleri hedeflediğinde, “yanlış bilinen” toplumsal bir gerçekliğe
yardımcı olur. Analizcinin alternatif bir politikası ya da ideolojisi yoktur,
ancak bir problem hakkında konuşup yazanlara yaptıkları ya da söyledikleri
şeyin bilgiden yoksun olduğunu anlatmaya çalışır. Ayrıca, bu kişileri okuyan
veya dinleyenlerin uyanık ve eleştirel olmalarını sağlar.
Bir sorun karşısında, sosyolojik dekonstrüksiyon, bu sorunun
diğer sorunların düşünülmesini nasıl engellediğini ya da bu sorundan bahsetme
biçiminin diğer bahsetme biçimlerini tahayyül etmenin nasıl önüne geçtiğini göz
önünde bulundurmalıdır.”
“Sosyolog, toplumsal sorunları ortadan kaldırma görevinde
“sorunun” farklı bir şekilde ortaya konabileceğini ya da bu tür bir sorunu ele
almayı reddedebileceğini düşünme imkanı sağlamak amacıyla hayali bir perspektif
varyasyonundan faydalanır ya da karşılaştırmalara dayanır.”
“Sosyokültürel animatör, alanı sosyal, kültürel ve eğitsel
animasyon olan bir sosyal hizmet uzmanıdır. Genel olarak, bir kolektif ve
bireyleri için ve onlarla birlikte, eğitimsel, pedagojik, kültürel, sosyal ve
eğitsel eğlence projelerinin tasarlanmasından, düzenlenmesinden ve
geliştirilmesinden sorumludur.”
“Sosyoloji, sağduyuya aykırı olarak, toplumda yaşayan
bireyleri rekabet eden kümeler halinde kategorize etmekten, sınıflandırmaktan
ya da gruplandırmaktan yorgun düşecektir: Sosyoloji, “insanlığın rakip sürülere
bölündüğünü inandırmayı amaçlayan ahlaki, kolektif, faydacı, kuşkucu bir
söylemdir.””
“Sosyologların çalışmaları, bir bilgi eylemi olarak
bireylerin fiili durumunu değiştirmez. Sosyoloji, bireylerin pratiklerinde veya
davranışlarındaki düzenlilikleri ortaya çıkarır. Dünya gerçekten öngörülemez
olsaydı, hiçbir sosyal bilim mümkün olmazdı. Bunlar sosyologların sık sık
ortaya çıkarmak istedikleri düzenliliklerdir, ama bu düzenlilikleri icat
edenler onlar değildir ve bunları neşe içinde keşfederler.”