Doğu Batı Yayınları’ndan ilk baskısı Eylül 2019’da çıkan bu kitap 80 sayfa.
“Toplum nedir?” sorusuna “Bizim bakış açımızdan bunu
tanımlayabiliriz: Toplum, son derece farklı biçimlerde herkesin tek tek ve
karşılıklı olarak birbirine sahip olmasıdır.” diye cevap veren Tarde, birey ve
toplum anlayışını Leibniz’in monadlarından esinlenerek kuruyor; monaddaki
bağımsızlık ve eşsizlik Tarde’ın toplumu oluşturan bireylere bakışını gösterir,
benzerlik değil farklılıklar merkezdedir, yalnız bahsedilen bağımsızlık
beraberliğe de muhtaç olan bir ilişkiselliktedir. Tarde’ın düşüncesinde birey toplumdaki
devinimi yaratan etkin bir öznedir, edilgen bir unsur değildir.
Sosyolojiyle ilgili daha önce okumalar yapmış herkesin
kolaylıkla okuyup ayırdığı vakte değecek bir kitap. Sosyolojiye yeni başlayanlara
tavsiye etmem.
“Yıldızlar, yaşayan bireyler, hastalıklar ve kimyasal kökler
gibi, uluslar da yalnızca birer antitedir ve bu antiteler filozof denilen
tarihçilerin iddialı ve kuru teorilerinde uzun süre gerçek varlıklar olarak
kabul edilmiştir. Siyasi veya sosyal bir devrimin nedeni yazarların, devlet
adamlarının ve her türden mucidin yarattığı etkide aramanın bir soysuzluk ve
bayağılık olduğunu; bunun insan ırkının dehasından, anonim ve insanüstü aktör
olan halkın içinden kendiliğinden geldiğini yeterince tekrar etmedik mi?”
“Eğer sonsuz-küçük sonludan sadece derece olarak
farklılaşsaydı, eğer şeylerin temelinde, anlaşılabilir ve kavranabilir
yüzeylerinde olduğu gibi sadece konumlar, aralıklar ve yer değiştirmeler
olsaydı, sonlu olarak kavranılamaz olan bir yer değiştirme neden sonsuz-küçük haline
gelerek yapısını değiştirirdi? Demek ki sonsuz-küçük sonludan nitelik
bakımından farklılaşıyor; hareketin, kendisinden başka bir nedeni vardır;
fenomen bütün varlık değildir. Her şey sonsuz-küçükten çıkar ve her şey oraya
geri döner; hiçbir şey sonlunun, kompleks olanın çevresinde aniden ortaya
çıkmaz, ne de orada yok olur. Buradan, sonsuz derecede küçüğün, bir başka
deyişle ögenin, her şeyin nedeni ve tözü, kaynağı ve amacı olduğu sonucunu
çıkarmayacaksak, hangi sonucu çıkarmalıyız?”
“Eğer dini veya diğer inançlar değilse ya da ihtiraslar ve
açgözlülükler değilse, dünyayı yöneten ve ilerleten şey nedir?”
“Düşünceyi veya kutsal istenci ne kadar sınırsız sanarsak
sanalım, bunun bir olmasını istediğimizde hemen o anda yetersiz hale gelir -tıpkı
realitelere yönelik açıklamalar gibi. Çelişkili şeylerin bir arada var olmasını
gerektiren sınırsızlık ile tam uyum isteyen birlik arasında seçmek gerekiyor
-mucizevi bir şekilde birini diğerinden, yani sırayla birinciyi ikinciden,
sonra ikinciyi birinciden türetmediğimiz müddetçe.”
“Monadolojik veya atomist herhangi bir sistemde, her fenomen
küçük, görülmez ve sayısız tanrılar olan birçok etkenden doğan aksiyonlar
halinde çözülebilen bir bulutsudur. Bu çoktanrıcılık fenomenlerin evrensel
uyumunu ne kadar eksik ve kusurlu olursa olsun açıklamaya gerektiriyor. Eğer
dünyayı oluşturan öğeler birbirinden ayrı, bağımsız ve özerk olarak meydana
geldilerse, bunların büyük bir bölümü veya oluşturdukları grupların büyük bir
bölümü kusursuz bir şekilde değilse de en azından kararlı diyebileceğimiz
sınırlarda niçin birbirine benziyor? Bunların hepsi olmasa da büyük bir bölümü
neden yakalanmış, boyun eğdirilmiş ve sonsuzluklarının içerdiği bu mutlak
özgürlükten vazgeçmiş gibi görünüyor? Nihayetinde, düzensizlik yerine
düzenliliğin ve öncelikle düzenliliğin ilk koşulunun, yani gittikçe artan
dağılmanın yerine artan toplanmanın neden bunların ilişkiye girmelerinden
doğduğunu anlayamıyoruz.”
“Her şeyin temelinde gerçek veya muhtemel olan her şey
vardır.”
“Tüm bilimler sosyolojinin dalları olmaya yazgılı gibi
görünüyorlar.”
“…kendi başına bırakıldığında bir monad hiçbir şey yapamaz.
İşte asıl olay budur ve bu bir başka olayı açıklamaya yaramaktadır; monadların
bir araya gelme eğilimi. Bu eğilim maksimum inanç ihtiyacını ifade ediyor
kanımca. Evrensel tutarlılık bu maksimuma eriştiğinde, tüketilen yetkin istek
yok olacak ve zaman bitecek.”
“Eğer ben aynı kafadaki binlerce kardeş monadın arasında
sadece bir yönetici monad ise, bu monadların bizlerden aşağıda olduğunu inanmak
için temelde nasıl bir nedenimiz olabilir ki? Bir hükümdar ille de
bakanlarından veya sahip olduğu kişilerden daha mı zekidir?”
“Her an hiçbir şey kendi kendini yaratmaz diye tekrar etmeye
zorlanan bilim insanlarının, üstü kapalı bir şekilde değişik varlıkların basit
ilişkilerinin bizzat bu varlıklara sayısal olarak eklenmiş yeni varlıklar
haline gelebileceğini açık bir şeymiş gibi kabul ettiklerini görmek gerçekten
çok şaşırtıcıdır.”
“Tekdüzenin, monotonun ve homojenin birlikteliğinden can
sıkıntısından başka ne doğabilir? Eğer her şe özdeşlikten geliyorsa, her şey
onu amaçlıyor ve ona gidiyorsa, bizi büyüleyen bu çeşitliliklerin kaynağı
nedir?”
“Fransız veya İngiliz olduğumuz gibi, memeli hayvanlarız biz
ve bu nedenle kanımızda yalnızca bizi benzerlerimizi taklit etmeye, onların
inandıklarına inanmaya, onların istediklerini istemeye eğilimli kılan sosyal
içgüdü tohumları taşımıyoruz; aralarında anti-sosyal tohumların bulunduğu
sosyal olmayan içgüdü tohumları da taşıyoruz. Kuşkusuz eğer toplum bizi
bütünüyle yaratmış olsaydı, bizleri sadece sosyal ve toplumcul yapabilirdi.
Demek ki kentlerimizde ortaya çıkan ve onları altında alan bu anlaşmazlık,
nefret ve kıskançlık lavları organik hayatın derinliklerinden geliyor.
Cinselliğe olan tutkunun altüst ettiği tüm devletleri hesap edin, onun bozduğu
veya değiştirdiği tüm inançları, tüm dilleri, kurduğu tüm kolonileri, ılımlı
hale getirdiği veya iyileştirdiği tüm dinleri, uygarlaştırdığı tüm barbarca
şeyleri, gücü ve özsuyu olduğu tüm sanatı düşünün! Gerçekten de başkaldırıların
kaynağı aynı zamanda gençleşmenin, yenileşmenin ve modernleşmenin kaynağıdır.
Aynı yerden gelenlerin ve ataların taklidinden başka tam olarak sosyal olan
hiçbir şey yoktur.”
“Bizi düşünmeye iten önemli bir nokta var: Hayat bir gün bu
yerkürenin üzerinde ve belli bir noktada başladı. Peki, aynı maddeler aynı
ögelerden meydana geliyorsa, hayat niçin başka bir yerde değil de bu noktada
başladı? Hayatın sadece özel ve çok komplike bir kimyasal bileşim olduğunu
kabul edelim. Peki, ama diğerlerinden farklı bir ögeden değilse nereden doğmuş
olabilir?”
“Toplum nedir? Bizim bakış açımızdan bunu tanımlayabiliriz:
Toplum, son derece farklı biçimlerde herkesin tek tek ve karşılıklı olarak birbirine
sahip olmasıdır.”
“Sınırına dayanmak ve kaçınılmaz güçsüzlüğüyle karşı karşıya
kalmak: Ne korkunç bir sarsıntıdır bu her insan için ve her şeyden önce ne büyük
bir sürpriz! Kuşkusuz, sonsuz-küçüğün sonsuz-büyüğe karşı olan bu evrensel
iddiasında, bunun sonucunda ortaya çıkan evrensel ve sonsuz sarsıntıda,
karamsarlığı haklı gösterecek çok şey vardır. Küçücük bir başarı için binlerce
başarısızlık!”
“Bugünkü toplumlarımızın bize salık verdiği çıkarımlara
inanmak gerekirse, dünyada yenenler ve yenilenler arasında eşitsizlik giderek
artacak. Birilerinin zaferi ve diğerlerinin mağlubiyeti her geçen gün daha açık
ve eksiksiz hale gelecek.”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder