9 Temmuz 2021 Cuma

Bernard Lahire - "Sosyoloji ve Sözde Mazeret Kültürü" Kitabı

Açılım Kitap’tan ilk baskısını 2020’de yapan bu kitap 112 sayfa.

Fransız sosyolog dilimize çevrilen bu ilk kitabını Charlie Hebdo’nun ve France Inter’in eski direktörü olan Philippe Val’in son yıllarda sosyolojinin “mazeret kültürü” ürettiği suçlamalarına karşı yazıp bütün iddiaları ilişkisel bir sosyolojik bakış açısıyla reddetmiş.

“Bıkmadan, serinkanlılıkla, zor zamanlarda bile, anlamaya çalışan herkese.” diye başlayan bu kitabı bir solukta bitirdim diyebilirim, konusu güzel, yazarın dili ve tavrı harika, böyle olunca kitap kendini bir çırpıda okutuyor.

Sosyolojiye meraklı herkese bu kitabı tavsiye ederim, felsefe meraklıları da okuyabilir; çünkü sık sık Spinoza’dan alıntılara yer vermiş.

“Sosyolog, herhangi bir siyasi bağlılıktan uzak durmalı ve çalışmalarının sonuçlarını yayınlayarak kendi ideolojik kampını (bir vatandaş olarak) zaman zaman hayal kırıklığına uğratabileceğinin farkında olmalıdır. İzlemesi gereken tek “parti çizgisi” “hakikat partisi”dir.”

“Sosyoloji, sayısız muhalefete yol açar: Bireylerin her daim bilincinde olmadığı kolektif düzenlilikleri ya da alışkanlıkları görünür kılarak, nadiren bireylerin iradelerinin ürünü olan toplumsal yapıları, toplumsal mekanizmaları ve toplumsal süreçleri -sosyoloji sürekli olarak bu bireylere yakında nüfuz eder- gün yüzüne çıkararak insanlığı dördüncü bir narsistik yarayla cezalandırmıştır.”

“Sosyoloji, bireyin davranışının tüm nedenlerini ve ilkelerini kendi içinde taşıyan, kendi içine kapalı bir varlık olmadığını hatırlatır. Buradan yola çıkarak sosyoloji, özgür, kendi kendini belirleyen ve sorumluluk sahibi İnsan’a dair tüm büyülü görüşlere karşı çıkar. Simetrisizliğin, eşitsizliklerin gerçekliğini, tahakkümü ve sömürü ilişkilerini, gücün kullanımını ve damgalanma süreçlerini de gün yüzüne çıkarır. Bunu yaptığı zaman da, ayrıcalığı elinde bulunduran veya niteliği her ne olursa olsun bir güç kullanan, bilinçsizce pozisyonlarının avantajlarına sahip olabilmeyi isteyen herkesi illa ki rahatsız eder. Sosyoloji bu nedenle, boş lakırdıyla karnını doyuranların öfkesini uyandırır: Bu kişiler güç ilişkilerini ve tarihsel eşitsizlikleri doğal olgular olarak, tahakküm durumlarını da özgürce razı olunmuş gerçeklikler olarak görürler.”

“Bugün bir kültür bakanının edebiyat okumaya zamanının olmadığını itiraf edebilmesine üzülürüz; ancak ne onun ne de gelmiş geçmiş tüm bakanların sosyoloji ya da antropoloji, tarih ya da siyasal bilimler kitaplarını düzenli olarak okumuyor olmalarına şaşırmak hatta bu durumdan utanmak gerekir….konu toplumsal gerçeklik üzerine etkide bulunmak olduğunda toplumsal gerçekliği inceleyen bilimlerle ilgili bir tek satır bile okumaksızın politika yapılabiliyor.”

“Sosyoloji eleştirisi aynı zamanda, sosyal bilimleri, haklı olarak, özgür ve bilinçli yahut gelişimlerinin bir dizi ayrıcalık veya avantaja yol açacağı ihtimalini çok iyi bilen bir özne fikrine saldırı olarak görenlerin bir muhalefetidir. Ayrıcalıklar ya da avantajlar karanlıkta kaldığı sürece daha az saldırılabilirdir. Bu nedenle toplum bilimlerinin ne olduğunu ve ne olmadığını açıklamak, onlarla ilişkili niyet okumalarını yok etmek ve toplumsal faydalarını hatırlatmak gerekir.”

“Tarafsız tutum, son derece gerçek olan bireysel niyetleri, onları yapılandıran ve mümkün kılan geçmiş ve şimdiki karşılıklı bağımlılık ağlarının içine yerleştirmeyi öğretir.”

“Her birey, onu oluşturan deneyimler aracılığıyla diğerlerinden ayrıldığı ölçüde eşsizdir. Dolayısıyla katıldığı grup ve kurumlardan, parçası olduğu etkileşim türlerinden ayrılamaz.”

“Sosyoloji, seçimlerin yapılmadığını, kararların alınmadığını veya niyetlerin ya da iradelerin var olmadığını söylemez. Sadece seçimlerin, kararların ve niyetlerin pek çok kısıtlamanın kesişiminde bulunan gerçeklikler olduğunu söyler. Bu kısıtlamalar hem içseldir hem de de dışsal: geçmişteki çeşitli toplumsal deneyimlerle işlenmiş, inanma, görme, hissetme, düşünme, davranma eylemlerine bağlı yatkınlıklar bütününden oluştuğu içi içseldir; seçimler, kararlar ve niyetler her daim toplumsal bağlamların içinde olduğu, hatta bazen toplumsal bağlamların içinde olduğu, hatta bazen toplumsal koşullara göre formüle edildikleri için de dışsaldır.”

“Her birey, tüm belirleyicilerinin bilincinde olamayacak kadar multi-sosyal ve çok belirleyenlidir. Bu nedenle toplumsal bir determinizm fikrine karşı konulması normaldir. Çünkü birey, çeşitli yatkınlıkların taşıyıcısıdır ve içinde bulunduğu toplumsal durumlara göre üzerinde çeşitli güçler uygulanır; birey de zaman zaman bir davranış özgürlüğü hissine sahip olabilir. Ancak özgürlük hissi, bireylerin ne yapacaklarını ve nasıl yapacaklarını belirleyen şeylerin bilincinde oldukları olgusundan ziyade, bütün olarak eylemleriyle kuşatılmış oldukları, arzularına, kısa vadedeki hedeflerine ya da uzun vadeli projelerine kapılmış halde ne yapıyorlarsa o oldukları olgusundan kaynaklanır.”

“Biçimlendirmeye katkıda bulunduğumuz bu dünya tarafından biçimlendirilmiş olan bizler hiçbir şekilde bu dünyadan kaçamayız; ister marjinal olsun ister konformist, ister tahakküm eden olsun ister tahakküm edilen, hepimiz bu dünyanın bizden yarattıklarıyla ve içinde bulunduğumuz durumlara göre bu dünyada yapabileceklerimizle bir şeyler yaparız.”

“Tahakküm altında olanlar, sosyoloji karşıtı söylemlerde zikredildiklerinde, hemen gerçekdışılaştırılırlar. Bu kimselerden bahsedenler, söz konusu tahakküm durumlarını yaşayanların yerine kendilerini koymak için asla zihinsel çaba harcamazlar.”

“Sefil ekonomik koşullarda yaşamak, istediği zaman çıkarılabilecek bir şapka takmak gibi değildir.”

“…baskı altında yapılmış bir seçime özgürlük demek epey komik”

“Hangi tip bireyin, neyin akabinde ve hangi şartlar altında rıza gösterdiği her zaman sorgulanmalıdır. Bir rıza üretmenin toplumsal koşullarının ne olduğu, yani hangi şartlar altında, hangi deneyimlerin sonucunda ve hangi biyografik, ekonomik, politik veya kültürel bağlamda rıza gösterildiği sorulmadığında, toplumsal ilişkilerin nesnel gerçekliği bir kenara bırakılmış olur.”

Tahakküm edilenler hakkında tepeden bakarak düşüncesizce konuşan her siyasi aktör, eğer babası, çalışarak geçen bir yaşamın sonunda bir iş kazası nedeniyle ölüp, arkasından yas tutan ve işi başından aşkın bir anne ile onu yalnız bırakmış olsaydı; aile içinde pedofili kurbanı olsaydı ya da annesini fahişelik yaparken görseydi; hayatı boyunca, ekonomik güvencesizlik ve duygusal yoksunluk, akademik başarısızlık, kantin masraflarını ödemede zorluklar, tatile gidememe, küçük yaşta şiddete maruz kalma, konut bulmada zorluklar, etnik profilleme, küçük işler, işsizlik vb. gibi durumları biriktirmiş olsaydı, kendisinin neye dönüşeceğini sormalıdır. Böyle bir durumda her şeyin mümkün olduğu, özgür iradenin yok edilemez bir evrensel gerçeklik olduğu ve kaderinin daima elinde olacağı duygusunu sürdürür müydü? Hiçbir şeyin garantisi yok.”

“Sosyoloji, sorgulanması zor bir kanıt olarak dayatılan bir gerçekliğin üzerinde gücün yeniden kazanılmasını mümkün kılar. Bize sunulduğu haliyle gerçeklik, tercihleri, altında yatan diğer olasılıklar arasında gizler ve sürekli olarak saf dışı bırakılan alternatif, olası ya da potansiyel gerçekliklerin düşünülmesini yasaklar. Kuzey Amerikalı sosyolog Joseph Gusfield’in çok doğru olarak söylediği gibi, “Hayal edemediğimiz şeyi, arzulayamayız da.” Gusfield, yol kazaları ve alkol tüketimi arasındaki ilişki hakkında yaptığı çalışmada şunu çok iyi göstermiştir: Gerçek hiçbir zaman resmi söylemlerin bize sunmak istediği kadar basit değildir.”

“Sosyolojik araştırmalar, toplumsal problemlerle ilgili genel söylemlerin bize, bu problemlerin anlattığı sanılan şeylerden çok daha farklı şeyleri anlattığını; ayrıca bu söylemlerin, koşullarından çıkmak isteyen kişileri sık sık damgaladığını anlamamızı mümkün kılar. Dolayısıyla sosyoloji bu söylemleri hedeflediğinde, “yanlış bilinen” toplumsal bir gerçekliğe yardımcı olur. Analizcinin alternatif bir politikası ya da ideolojisi yoktur, ancak bir problem hakkında konuşup yazanlara yaptıkları ya da söyledikleri şeyin bilgiden yoksun olduğunu anlatmaya çalışır. Ayrıca, bu kişileri okuyan veya dinleyenlerin uyanık ve eleştirel olmalarını sağlar.

Bir sorun karşısında, sosyolojik dekonstrüksiyon, bu sorunun diğer sorunların düşünülmesini nasıl engellediğini ya da bu sorundan bahsetme biçiminin diğer bahsetme biçimlerini tahayyül etmenin nasıl önüne geçtiğini göz önünde bulundurmalıdır.”

“Sosyolog, toplumsal sorunları ortadan kaldırma görevinde “sorunun” farklı bir şekilde ortaya konabileceğini ya da bu tür bir sorunu ele almayı reddedebileceğini düşünme imkanı sağlamak amacıyla hayali bir perspektif varyasyonundan faydalanır ya da karşılaştırmalara dayanır.”

“Sosyokültürel animatör, alanı sosyal, kültürel ve eğitsel animasyon olan bir sosyal hizmet uzmanıdır. Genel olarak, bir kolektif ve bireyleri için ve onlarla birlikte, eğitimsel, pedagojik, kültürel, sosyal ve eğitsel eğlence projelerinin tasarlanmasından, düzenlenmesinden ve geliştirilmesinden sorumludur.”

“Sosyoloji, sağduyuya aykırı olarak, toplumda yaşayan bireyleri rekabet eden kümeler halinde kategorize etmekten, sınıflandırmaktan ya da gruplandırmaktan yorgun düşecektir: Sosyoloji, “insanlığın rakip sürülere bölündüğünü inandırmayı amaçlayan ahlaki, kolektif, faydacı, kuşkucu bir söylemdir.””

“Sosyologların çalışmaları, bir bilgi eylemi olarak bireylerin fiili durumunu değiştirmez. Sosyoloji, bireylerin pratiklerinde veya davranışlarındaki düzenlilikleri ortaya çıkarır. Dünya gerçekten öngörülemez olsaydı, hiçbir sosyal bilim mümkün olmazdı. Bunlar sosyologların sık sık ortaya çıkarmak istedikleri düzenliliklerdir, ama bu düzenlilikleri icat edenler onlar değildir ve bunları neşe içinde keşfederler.”

 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

John Shirley - "Yeni Tabular" Kitabı

İlk baskısını 2018’de Ayrıntı Yayınları’ndan yapan bu kitap 112 sayfa. Kitabın yazarı aynı zamanda senarist ve şarkı yazarı. Kitapta yazar...