29 Nisan 2021 Perşembe

Penney Peirce - "Frekans Kitabı"

İlk baskısını Eylül 2011’de ve benim okuduğum sekizinci baskısını Aralık 2019’da yapan bu 360 sayfalık kitap 10 bölümden oluşuyor.

Gördüğümüz ve görmediğimiz her şeyin bir titreşim hızı var, her şeyin özü enerji; taş, ağaç ya da bizler farklı hızlarda titreşiyoruz. Frekansımız da tıpkı parmak izimiz gibi birbirinden farklı ve duygularımızdan tutun düşüncelerimize kadar her şeyin bir enerjisi var. Olumsuz enerjilerden etkilenmeden, olaylara bakış açınızı değiştirecek kadar etkili olan bu kitap enerjimizi bilinçli olarak nasıl kullanacağımızı gösteriyor. Yazarın tüm bunları anlatırken kullandığı dil bana açık ve akıcı geldi. Kitabı merakla ve keyifle okudum.




13 Nisan 2021 Salı

Dr. Jason Fung, Jimmy Moore - "Oruçla Gelen Sağlık" Kitabı

Aganta Kitap’tan Ocak 2021’de çıkan bu kitap 320 sayfa. Kitap 3 kısımdan oluşuyor. İlk kısımda oruç ve faydaları, kimler oruç tutmamalı, kilo vermek ya da tip 2 gibi hastalıklarla oruç ilişkisi gibi konular ele alınmış. İkinci kısımda orucu nasıl tutacağımız anlatılmış, oruç çeşitleri ve oruç süreleriyle çeşitli ipuçlarından bahsedilmiş. Son kısımda ise 24 saatlik-36 saatlik-42 saatlik oruç protokolleri, 7-14 gün arası oruç protokolleri, çeşitli tarifler ve kaynaklar verilmiş.

Kitapta anlatılan oruç ramazan ayında tutulan gibi yeme ve içmeyi kısıtlamakla değil, sadece yemeyi kısıtlamakla yapılan bir oruç. Benim gibi su içmeden duramayan hastalar için ideal. İzin verilen birkaç tane içecekle beraber isterseniz 16/8, ister 20/4, isterseniz 24 saatten uzun oruçla beraber vücudunuza ihtiyacı olan arınma ve sağlık süresini vermiş oluyorsunuz.

Dün kitaptan aldığım ilhamla 22 saat bir şey yemedim; sadece bitkisel süt, çay, su ve kahve içtim. Gerçi kitapta bitkisel süt önerilmiyor; ama önerilen kemik suyundan daha iyi benim için. Bir de alışana kadar 1-2 gün içilen bitkisel sütten bir şey olmaz diye düşündüm; çünkü gelen açlık dalgaları zaman zaman çok güçlü oluyor ve onları kovmak için aklıma ilk gelen süt oldu. 22 saatin sonunda hazırladığım çorba ve salatayı yerken “Yemesem de olurdu.” diye düşündüm, ilginç bir şekilde vücut hızla adapte oluyor. Sonunda da gerçekten aç olmadığım zamanlarda gereksiz yere vücuduma zorla neleri tıktığımı düşündüm, aslında vücudumdan açlık sinyali gelmiyordu, bu sinyalleri duymayı ve gerçekle gerçek olmayanı ayırt etmenin önemini anladım. Bugün de devam ediyorum oruca. Yarından itibaren sütü çıkarıp, sadece su, kahve ve bitki çayıyla devam edeceğim. Şimdiden vücudumda bir rahatlama ve onun getirdiği huzuru hissediyorum.

“Kendinize sadece üç saat önce yemek yemiş olmanıza rağmen nasıl bir haftadır yemek yememiş gibi aç hissedebildiğinizi sormanız gerek. Bizim açlık sandığımız şey aslında açlık değil. Bu tür bir yeme dürtüsünü ciddiye almamak gerek.”

“Bir kere oruç tutmaya alıştığınız zaman çok doğal gelecek ve ilk birkaç defadan sonra açlık ve rahatsızlık duymayacaksınız.”

“Yemek yeme dürtüsünün ve isteğinin fiziksel olmaktan ziyade zihinsel olduğunu fark edeceksiniz.”

“Sürekli yemek yemekle sağlıklı olmak arasında uzatan yakında bir ilişki yok.”

“Sanırım oruç tutmanın en zor yanı, bunu yapmaya karar vermek.”

“Oruç, metabolizmayı yavaşlatmak yerine hızlandırır.”

“Sağlıklı beslenmenin tek bir sırrı vardır: Sadece gerçek gıdalar yemek.”

“İşlenmemiş, tam gıdalarla beslenin. Şekerden kaçının. Rafine tahıllardan kaçının. Doğal yağlardan zengin bir beslenme biçiminiz olsun. Beslenmeyi oruçla dengeleyin.”

“Oruç sizi orgun düşürmez. Oruç kas yıkımına neden olmaz. Kanepenizde cenin pozisyonunda kıvrılmanıza neden olacak bir açlık hali yaratmaz.”

“Sürekli yemek yemek normal bir şey değil.”

“Açlık bir zihin durumudur, mide durumu değil.”

“İlaç kullanmak yerine oruç tutmanız daha iyidir.” Plutarhos

“Zehri zehir yapan dozudur.” Paracelcus

“Oruç en büyük deva, içimizdeki doktordur.” Paracelcus

“Bütün ilaçların en iyisi dinlenmek ve oruç tutmaktır.” Benjamin Franklin

“Biraz açlık, ortalama bir hastaya en iyi ilaçlardan ve en iyi doktorlardan daha iyi gelir.” Mark Twain

“Hormonlar bedenin enerji kaynağını yiyecekten vücut yağına değiştirmesine olanak sağlar. Sonuçta yağ depolamamızın nedeni budur – yiyecek olmadığı zaman kullanılabilsin diye. Görüntü olsun diye değil. Kendi yağımızla “beslenerek” yiyeceğe erişimimizi arttırırız ve bu da enerji harcamasındaki artışla uyumludur.”

“Biz oruç dönemlerinde işlevlerimizi sürdürecek biçimde tasarlandık -  böyle zamanlarda bedenlerimiz kendini kapatmaya ya da “kıtlık durumu”na geçmeye çalışmaz.”

“Yakacak bir şeker kalmadığında vücut yağ yakmaya başlar. Karbonhidrat oksidasyonu sıfırlanırken yağ oksidasyonu artar.”

“Oruç sırasında kas yakmak yerine kaslarımızı muhafaza etmeye başlarız. Hücrelerin düzenli eksilmesi sırasında parçalanan amino asitlerin çoğu yeni proteinler için geri emilir.”

“Kas kaybı ya da kazanımı daha çok egzersizle ilgilidir. Yemek yiyerek kas yapmazsınız.”

“Oruç zihin açıklığını ve konsantrasyonu artırır. Kilo ve vücut yağı kaybını sağlar. Kan şekeri düzeyini düşürür. İnsülin hassasiyetini iyileştirir. Enerji düzeyini artırır. Yağ yakmayı kolaylaştırır. Kandaki kolesterol düzeyini düşürür. Alzheimer hastalığını önler. Yaşam süresini uzatır. Yaşlanma sürecini tersine çevirir. İnflamasyonu azaltır.”

“Oruç tutmak bedavadır…Orucun maliyeti sıfırdır.”

“Oruçtan daha kolay bir şey yoktur; çünkü oruç tutmak için hiçbir şey yapmanız gerekmez. Çoğu diyet dize ne yapmanız gerektiğini söyler. Oruç tutmak size hiçbir şey yapmamanızı söyler.”

“Oruç bir şeyi yapmama eylemidir, hayatımızı kolaylaştırır. Öteki diyetler hayatımızı karmaşıklaştırırken o basitleştirir.”

“İnsanlar oruç tutmayı denerse bunu yapabilirler. Başka her şey gibi oruç tutmak da ne kadar sık yaparsanız o kadar kolay gelmeye başlar. Özel bir yetenek gerektirmez – yapılacak bir şey yoktur. Sadece yemezsiniz.”

“1. Ve 2. Dünya Savaşları sırasında Tip 2 diyabet nedeniyle ölüm oranları ani bir ivmeyle düşüş göstermiştir. Bunun nedeni, savaş zamanı yiyeceğin karneye bağlanmasının ciddi kalori kısıtlaması getirmesiydi.”

“Oruç bedenin sağlıksız ve gereksiz hücre artıklarını temizler. Oruç aynı zamanda yeni, taptaze hücre parçalarının üretilmesi sinyalini veren büyüme hormonunun üretimini de uyararak bedenimizde komple bir yenilenme sağlar. Hem eski hücre parçalarının yıkımını hem de yenilerinin üretilmesini harekete geçirdiğinden, oruç var olan en etkili yaşlanma karşıtı yöntemlerden biri kabul edilebilir.”

“Yemek yemezseniz kilo verirsiniz. Yemek yemezseniz kan şekeri düzeyiniz düşer. Yine de orucu hayatımıza dahil etme fikri neredeyse dünyanın her yerinde ciddi bir dirençle karşılanıyor. Neden? Bir korku, diğer bütün korkuların önünde sütun gibi yükseliyor: Açlık korkusu.”

“İşin sırrı, açlığın dalgalar halinde geldiğini anlamak. Yapmanız gereken, dalgalara nasıl hükmedeceğinizi öğrenmektir.”

“Ama bilin ki ilk birkaç oruç denemesi her zaman en zor olandır ve bunu değiştirmek için yapabileceğiniz fazla bir şey yok. Hayattaki pek çok şey gibi oruç da ne kadar çok yaparsanız o kadar kolay gelmeye başlar.”

“Vücut açlığa uyum sağladıkça kendi yağ depolarını yakmaya başlar ve bu da açlığı yatıştırmaya yardımcı olur. Birçok insan birkaç hafta oruç düzenini sürdürünce iştahın artmadığını tam tersine azalmaya başladığını belirtiyor. Uzun oruçlarda çoğu insan açlığın ikinci ya da üçüncü günden sonra tamamen kaybolduğunu fark ediyor.”




11 Nisan 2021 Pazar

Xavier de Maistre – “Odamda Yolculuk” Kitabı

2019’da Sel Yayıncılık’tan çıkan bu kitap 96 sayfa. Kitap, 42 günlük oda hapsiyle cezalandırılan bir subayın, dört duvar arasında ve sadece otuz altı adımlık bir odada kalmakla yetinmeyip, zihninde yaptığı yolculukları konu edinmiş. Bu öyle bir düşsel yolculuk ki, dört duvarın sınırlarını kaldırıp sonsuzluğa açılıyor.

Zaman, mekan, hapis duygusunu bir illüzyona dönüştürerek asıl esaretin ya da özgürlüğün zihinlerimizde olduğunu çok iyi anlatan bir kitap. Dış koşulları bir yana bırakıp zihninde kendini istediği her yere götürüp istediği her güzelliği gören bu subayın hikayesi gerçek anlamda bir özgürlük metni.

“Beni bir şehri dolaşmaktan men ettiler. Hepsi bu. Ama bütün bir evreni bana bıraktılar: Uçsuz bucaksızlık ve sonsuzluk emrime amadedir.”

“Gerçekten de, herkesten gizlenerek çekilebileceği küçücük bir odası bile olamayacak kadar bahtsız, terk edilmiş olabilir mi insan?”

“Kendimizi hayal gücümüze teslim ederek, o bizi nereye götürmek isterse, her yerde onu takip edeceğiz.”

“İnsanın ezeli ve asla tatmin bulmayan arzusu, kendi gücünü ve yeteneklerini artırmak, olmadığı yerde olmak, geçmişi hatırlamak ve gelecekte yaşamak değil midir?”

“Gökyüzü dünyaya güzel bir günü müjdelemek istediğinde, gün doğumunda bulutları bu sevimli renge boyar.”

“Kalbine ve ruhuna uygun bir dost bulan kimse ne mutludur! Zevk, duygu ve bilgi benzerliğinin birleştirdiği bir dost; hırstan ya da çıkardan başı dönmeyen bir dost; bir sarayın şatafatındansa, bir ağacın gölgesini tercih eden biri! Ne mutlu dostu olana!”

“Ben umudumu asla varsayımlara dayandırmıyorum. Havada uçan bir böcek görmek beni ikna etmeye yetiyor; ve genellikle kır manzarası, havadaki koku ve etrafımda yayılan bilmem hangi cazibe karşısında düşüncelerim öyle bir şahlanıyor ki, ölümsüzlüğün yok edilmez bir kanıtı ruhuma şiddetle girip onu bütünüyle ele geçiriyor.”

“Bu kederli yeryüzünde huzur yok!”

“Heyhat, çirkinliğin kendini tanıyıp aynayı kırması çok enderdir! Etrafımızdaki aynalar ne kadar çoğalsa ve ışıkla hakikati geometrik bir kesinlikle yansıtsa da boşunadır. Tam ışınlar gözümüze girip bizi olduğumuz gibi resmedeceği anda, kendimize olan sevgimiz aldatıcı prizmasını bizimle görüntümüz arasına yerleştirir ve bize bir tanrısallık sunar.”

“Bir yerde, soğuktan ölmemek için bir grup çocuk birbirine sarılmış. Başka bir yerde, sitem edecek kadar bile sesi çıkmayan bir kadın titriyor. Yoldan geçenler, alıştıkları bu manzara karşısında duygulanmadan gidip geliyorlar. Arabaların gürültüsü, ölçüyü kaçırmış insanların sesleri, müziğin hoş tınıları, kimi zaman bu bahtsızların çığlıklarına karışıp dehşet verici bir ses uyumsuzluğu yaratıyor.”

“…aniden bir beyaz ayı, bir filozof, bir kaplan ya da bu türden başka bir hayvan girse ve sahneye çıkıp avazı çıktığı kadar bağırsa: “Bedbaht insanlar! Benim ağzımdan size seslenen hakikati dinleyin: Eziliyorsunuz, baskı altındasınız; bahtsızsınız, canınız sıkılıyor; çıkın bu uyuşukluktan!” Bunları düşünüyorum…”

“Fikirlerimde ve duygularımda ne büyük değişiklikler yaşanmış! Dostlarım ne kadar farklılaşmış! O zamanın mektuplarını bugün incelediğimde, beni artık hiç ilgilendirmeyen projeler için ölesiye çırpındığımızı görüyorum.”

“Binlerce önyargının istilası altındaydık; dünyayı ve insanları hiç tanımıyorduk, fakat yine de ilişkimizde nasıl bir sıcaklık vardı! Ne yakın bir ilişki! Nasıl da sınırsız bir güven! Bizler hatalarımızla mutluyduk. Ah, ya şimdi! Artık her şey değişti; başkaları gibi, bizim de insan kalbini okumamız gerekti ve hakikat, ortamıza bir bomba gibi düşerek, yanılsamanın büyülü sarayını sonsuza dek yok etti.”




9 Nisan 2021 Cuma

Maya Neyestani – “İran Usulü Metamorfoz” Kitabı

Baobab Yayınları’ndan Eylül 2020’de çıkan bu kitap 200 sayfa.

Kitap, bir karikatürde hamamböceğini konuşturup, hamamböceğine Azerice kelime söyleten Mana’nın hiç hakaret etme gibi bir amacı yokken bu kelimeyi İranlı Azerilerin hakaret olarak kabul edip İran’da çıkardıkları ayaklanmayı ve sonrasında Mana ve editörünün tutuklanarak cezaevine konmalarını, kaçak olarak diğer ülkelere sığınmacı olarak gitme çabalarını ve en sonunda Fransa’dan kabul alarak oraya yerleşmelerini, İran’ın baskıcı ve totaliter rejimini anlatıyor.

Anlatılanlar gerçek. Çizimler güzel, dil anlaşılır. Bazen okunanlar can yaksa da, daha sonra canımızın yanmaması için ille de okumamız gerekiyor.




8 Nisan 2021 Perşembe

Büşra Cebeci- Nevşin Mengü- “Herkes İstediği Gibi Yaşasın” Kitabı

İletişim Yayınları’ndan 2021’de ilk baskısını yapan bu kitap 163 sayfa. Önsözünü Nilgün Toker yazmış. Türkiye ve İran olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Türkiye kısmında sunuş kısmı dahil 9 başlık var, İran kısmında ise 7 başlık var. Her başlıkta kadınların baş örtüsü sebebiyle yaşadıkları çoğu zaman kendi ağızlarından aktarılmış.

Kadınların yaşadığı zulüm ve kendileri olmak adına yapmak zorunda kaldıkları mücadelelerini okurken insan ister istemez öfkeleniyor. Her seferinde okuduklarım sanki bana yapılmış gibi hissettim, çaresizlik ve ardından gelen o zincirleri kırma duygusu olan o iki güçlü duyguyu tüm benliğimle hissettim, Ortadoğu’da kadın olmanın zorluğunu bir kere anladım.

Aldığımız bütün kararları gerçekten kendi rızamızla mı alıyoruz, yoksa farkında olmadan o fikirler çoktan aile ve yaşadığımız çevre tarafından bize empoze edilerek kendi kararımızmış gibi hissetmemiz mi sağlanıyor? Hiçbir kadın, diğer kadınlar için kendi rızasıyla boyun eğmemeli, hepimiz birbirimize karşı sorumluyuz. Bu kitabı okuyunca bunları daha iyi anlıyorsunuz.

“Değişme hakkı, hiçbir şey için feda edilemeyecek şekilde kendi olma talebinin ifadesidir.”

“Birimizin özgürlüğünün sadece diğerlerinin özgürlüğüyle mümkün olduğunu bildiğimizde, değişmenin/değiştirmenin, dönüşmenin/dönüştürmenin öznesi oluruz.”

“Esasında bu neslin tek suçu belki de birey olmaya çalışmak. Başörtüsünün altında bir insan, bir kadın, bir yaşam olduğunu savunmak ve göstermek.”

“Evet, bugün başörtüsü gayet özgür fakat başörtülü kadının özgür olması hala pek hoş karşılanmıyor. Hatta İslamcı ve seküler mahallenin ortaklaştığı tek konu bu diyebiliriz: Başörtülü kadının var oluşu, özgürlüğü iki mahallede de tuhaf karşılanıyor. Alkollü bir mekâna gitme “haddini” kendinde gören başörtülü kadının fotoğrafı, onunla aynı yerde oturan bir “seküler” tarafından çekilip yayılabiliyor. Bunun örneklerine sosyal medyada çok kez şahit olduk. İslamcı mahalle ise zaten “Biz bu mücadeleyi bunun için mi verdik?” sopasıyla kadınların açığını arar vaziyette başlarında beklemekte.”

“Bir kadın sadece canı öyle istediği için başörtüsünü çıkarabilir elbette. Zamanında başörtülerini çıkarmaya zorlanan kadınlar bile bugün tesettüre zorlanan bu kadınlara destek olma yerine onları aşağılıyor ve suçluyorlarsa, eskiden talep ettikleri şeyi “inanç özgürlüğü” olarak nitelendiremezler. “Biz zamanında sizin için mi savaştık? Okulumuzdan edildik…” vb. cümlelerinin muhatapları da yine başörtüsünü çıkarmak isteyen kadınlar değildir. Bu kazanımlara, bu mücadeleye gölge düşürenleri bulmak isteyen dönüp kendi mahallesindeki çöp kutularını karıştırabilir…”

“Komplo teorisi tutkunu bir toplum olarak bu cümleyi sık sık hatırlamakta fayda var aslında: Bazen görünen neyse olan da odur!”

“Devlet herkesin kafasının içine girip kendi ideolojisini işleyemiyor. Hangi baskıcı rejim bunu başarabiliyor ki?”

“Başörtüsü takan kadınların bir kısmı kalabalıklar içinde kaybolmak, görünmez olmak, sadece özel alanda eşlerine yakın akrabalarına görünür olmak için başörtüsü takmayı seçmiyorlar; başörtüsü ile görünmek istiyorlar.”




John Shirley - "Yeni Tabular" Kitabı

İlk baskısını 2018’de Ayrıntı Yayınları’ndan yapan bu kitap 112 sayfa. Kitabın yazarı aynı zamanda senarist ve şarkı yazarı. Kitapta yazar...