İletişim Yayınları’ndan 2021’de ilk baskısını yapan bu kitap 163 sayfa. Önsözünü Nilgün Toker yazmış. Türkiye ve İran olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Türkiye kısmında sunuş kısmı dahil 9 başlık var, İran kısmında ise 7 başlık var. Her başlıkta kadınların baş örtüsü sebebiyle yaşadıkları çoğu zaman kendi ağızlarından aktarılmış.
Kadınların yaşadığı zulüm ve kendileri olmak adına yapmak
zorunda kaldıkları mücadelelerini okurken insan ister istemez öfkeleniyor. Her
seferinde okuduklarım sanki bana yapılmış gibi hissettim, çaresizlik ve
ardından gelen o zincirleri kırma duygusu olan o iki güçlü duyguyu tüm
benliğimle hissettim, Ortadoğu’da kadın olmanın zorluğunu bir kere anladım.
Aldığımız bütün kararları gerçekten kendi rızamızla mı
alıyoruz, yoksa farkında olmadan o fikirler çoktan aile ve yaşadığımız çevre
tarafından bize empoze edilerek kendi kararımızmış gibi hissetmemiz mi
sağlanıyor? Hiçbir kadın, diğer kadınlar için kendi rızasıyla boyun eğmemeli,
hepimiz birbirimize karşı sorumluyuz. Bu kitabı okuyunca bunları daha iyi
anlıyorsunuz.
“Değişme hakkı, hiçbir şey için feda edilemeyecek şekilde
kendi olma talebinin ifadesidir.”
“Birimizin özgürlüğünün sadece diğerlerinin özgürlüğüyle
mümkün olduğunu bildiğimizde, değişmenin/değiştirmenin,
dönüşmenin/dönüştürmenin öznesi oluruz.”
“Esasında bu neslin tek suçu belki de birey olmaya çalışmak.
Başörtüsünün altında bir insan, bir kadın, bir yaşam olduğunu savunmak ve
göstermek.”
“Evet, bugün başörtüsü gayet özgür fakat başörtülü kadının
özgür olması hala pek hoş karşılanmıyor. Hatta İslamcı ve seküler mahallenin
ortaklaştığı tek konu bu diyebiliriz: Başörtülü kadının var oluşu, özgürlüğü
iki mahallede de tuhaf karşılanıyor. Alkollü bir mekâna gitme “haddini”
kendinde gören başörtülü kadının fotoğrafı, onunla aynı yerde oturan bir
“seküler” tarafından çekilip yayılabiliyor. Bunun örneklerine sosyal medyada
çok kez şahit olduk. İslamcı mahalle ise zaten “Biz bu mücadeleyi bunun için mi
verdik?” sopasıyla kadınların açığını arar vaziyette başlarında beklemekte.”
“Bir kadın sadece canı öyle istediği için başörtüsünü
çıkarabilir elbette. Zamanında başörtülerini çıkarmaya zorlanan kadınlar bile
bugün tesettüre zorlanan bu kadınlara destek olma yerine onları aşağılıyor ve
suçluyorlarsa, eskiden talep ettikleri şeyi “inanç özgürlüğü” olarak
nitelendiremezler. “Biz zamanında sizin için mi savaştık? Okulumuzdan edildik…”
vb. cümlelerinin muhatapları da yine başörtüsünü çıkarmak isteyen kadınlar
değildir. Bu kazanımlara, bu mücadeleye gölge düşürenleri bulmak isteyen dönüp
kendi mahallesindeki çöp kutularını karıştırabilir…”
“Komplo teorisi tutkunu bir toplum olarak bu cümleyi sık sık
hatırlamakta fayda var aslında: Bazen görünen neyse olan da odur!”
“Devlet herkesin kafasının içine girip kendi ideolojisini
işleyemiyor. Hangi baskıcı rejim bunu başarabiliyor ki?”
“Başörtüsü takan kadınların bir kısmı kalabalıklar içinde
kaybolmak, görünmez olmak, sadece özel alanda eşlerine yakın akrabalarına
görünür olmak için başörtüsü takmayı seçmiyorlar; başörtüsü ile görünmek
istiyorlar.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder