30 Haziran 2021 Çarşamba

"Haziran'da Bir Fidan Berkin İçin..." Kitabı

Ayrıntı Yayınları'ndan ilk baskısını ve ikinci baskısını 2014'te yapan bu kitap 240 sayfa.

Kitap kolektif bir kitap, kitaba katkıda bulunan 11 çizer ve 30 yazar var. Bu yazar ve çizerler dışında kitaba katkıda bulunan epey insan olduğu belli.

Kitaptan elde edilecek gelir, Berkin Elvan'ın anısını yaşatmak üzere Elvan ailesine aktarılıyormuş.

Her yazıdan sonra boğazınızda yumru oluşuyor ve o yumruyla yeni bir yazıya başlıyorsunuz. Yazarların hepsi birbirinden değerli ve yazıların hepsi birbirinden güzel.

Okumak istemezseniz bile destek olmak için alabileceğiniz anlamlı bir kitap.

"Bir kez daha gördük ki, insanlığımızı kaybettiğimiz yer, çocukluğumuzu kaybettiğimiz yerdir."

"Çocukluğumuz saldırı altında! Bir çocuk, tek bir çocuk bile varlıksal bütünlüğünü kaybettiğinde bir toplum eksikli hale gelir, saflığını yitirir. Eksiğiz. Hem de çok!"

"Bir çocuğun hayatı için ne yapılsa yine de hep yapılmamış bir şey kalır. Bir çocuğun ölümünden sonraysa yapılacak bir şey hep vardır, siz de o bir şeylerden birini yapın!"

"Her şeyin değişebilirliğine dair uçsuz bucaksız hayallere uyanılan, hayattan koparılan ne varsa ona inat, her insanın başucuna bir avuç misket bırakmak..."

"Hangi çocuklar, hangi sabahlara uyanır..."





26 Haziran 2021 Cumartesi

Halil Cibran - "Deli" Kitabı

Araf Yayınları’ndan ilk baskısını Ağustos 2012’de yapan bu kitap 68 sayfa.

İçinde 35 tane parça var. Hepsini okuduktan sonra muhakkak bir çarpma etkisi hissediyorsunuz. Bir anda duygu ve düşünceler dolmaya başlıyor zihninize, kalbinize.

Çok kısa, çok derin, çok anlamlı bir kitap.         

 

"Ben göründüğüm gibi biri değilim aslında dostum. Görüntü kuşandığım bir giysidir sadece, senin evhamlarından beni koruyan ve kendi ihmalkarlığımdan sakınan, kumaştan yapılmış bir giysi."

“Dostum içimdeki “Ben” sükûnet diyarında yaşar ve sonsuza kadar orada kalacak, idrak edilmez ve dokunulmaz olarak.”

“Ben cehennemimi senin orda bulunmanı istemeyecek kadar çok severim.”

“Dostum, sen benim dostum değilsin, fakat bunu sana açıklayacağım, bilmiyorum? Aslında yollarımız bir değil, ancak el ele vermiş yürüyoruz.”

“Tilkinin biri bir gün güneşin doğduğu vakit gölgesine dedi ki, “Öğle yemeği için bugün bir deve bulacağım.” Bütün bir sabahı deve arayarak geçirdikten sonra, öğlen olduğunda tekrar gölgesini gördü ve “Bir fare bulacağım.” dedi.”

“Bir gün ölü benliklerimden birini gömdükten sonra mezar kazıcı gelip bana, “Cenaze için buraya gelenlerin içinde yalnız senden hoşlanıyorum,” dedi. Ben dedim ki, “Bu beni çok sevindirdi, ama benden neden hoşlanıyorsun?” “Çünkü,” dedi, “Diğerleri buraya büyük üzüntü içinde göz yaşı dökerek gelip aynı şekilde dönüyorlar. Ancak sen yüzünde tebessümle gelip gülerek dönüyorsun.”

“Yüzlere kendi gözlerimin örmüş olduğu doku aralıklarından baktığım ve saklamakta olduğu gerçeği hep bulmaya çalıştığım için tanırım o yüzleri ben.”

“”Merakımı affedin ama ne zamandan beri körsünüz?” “Dünyaya geldiğimden beri,” diye cevapladı. Dedim ki, “Hangi bilgelik yolunu izliyorsunuz?” “Ben bir gökbilimciyim,” dedi yanıt olarak.” Ayı, tüm bu yıldızları ve güneşi gözlemlerim,” dedi, elini göğsüne bastırıp.”

“Kusursuz bir ırkın içinde onların en kusurlusu olarak yaşıyorum. İnsanlık kargaşası, karışık maddeler bulutu olan ben, yitirilmiş hayatların, tamamlanmış yasaların ve saf emrin, düşünceleri sınıflandırılmış, düşleri düzenlenmiş ve görüşleri kaydedilmiş insanları arasında dolanıyorum.”




Simge Çıtak - "Nefs Diyeti" Kitabı

Hayykitap’tan ilk baskısını Mayıs 2018’de yapan bu kitap 192 sayfa. Kitap yedi bölümden oluşuyor. İlk bölümde kendi hikayesine yer veren diyetisyen yazar, çok samimi bir dille kendi yolculuğunu anlatmış. İkinci bölümde yine aynı samimiyetle mesleğini neden sorguladığını ve çeşitli bilgi kirliliklerini anlatmış. Üçüncü bölümde bedenimizin sesini duymayı bırakıp, çocukluktan beri empoze edilen yanlış kodlara değinmiş. Dördüncü bölümde duygusal açlığa ve bilinçli beslenmeye yer vermiş. Beşinci bölümde bedensel ve zihinsel arınmaya, detoksun aslında ne olduğuna ve ne olmadığına değinmiş. Altıncı bölümde on dört günlük bir arınma programı önermiş. Yedinci ve son bölümde ise arınmadan sonraki hayatla ilgili konulara yer vermiş.

Uzun zamandır okuduğum en iyi beslenme kitabı. Dili akıcı, yazar çok samimi ve kitabı sanki karşılıklı sohbet ediyormuş gibi okuyorsunuz.

Kitabın beni en etkileyen kısmı da kendisi diyetisyen olmasına rağmen, bir başkasının sizin ne yiyeceğinize karar vermesine nasıl izin veriyorsunuz diye sorguladığı kısım oldu.

 

“İnsanları gerçekten anlayamıyorum! Düşünmemek için her şeyi yapıyorlar. Senin ne yiyeceğini bile başkasının belirlemesinden nasıl mutlu olabilirsin? Nasıl başka birinin belirlediği şeyleri yiyebilir, üstüne üstelik bunlara astronomik paralar ödeyebilirsin? Bu sektörün parçası olmaktan bıktım. Zayıflamakla uğraşmak şişmanlığı daha da büyütmekten başka bir işe yaramıyor.”

“…amaç kaç beden giydiğiniz, kaç kiloda olduğunuz değil. Amaç vücudunuzu dinlemek, onun sesine kulak vermek ve onu sağlıklı besinlerle beslemek, yemekle ilgili saplantılarla dolu bir kısırdöngünün içinde yaşamamak…”

“Tabiattaki tüm canlılar hastalandıklarında yemek yemeyi bırakırlar. Neden? Çünkü vücut tüm enerjisini iyileşme mekanizmalarını devreye sokmak için kullanmak zorundadır. Eğer vücut hastalıkla boğuşurken onu bir de sindirimle uğraşmaya zorlar, tıka basa yemekle doldurursanız, iyileşme süreci uzar.”

“Yasaklar ve diyet listeleri ilkel beyninizi harekete geçirir. Hem psikolojik hem fizyolojik olarak. Zihninize ve bedeninize geçmiş atalarımızdan gelen kıtlık bilincini yaşatmayın. Seçim şansınızın olduğunu hatırlayın. Kendinizi bolluğa ve berekete açın.”

“Maalesef kadınlar hem kendilerini hem de birbirlerini beden ölçülerine göre yargılıyorlar -hem de bu önyargılardan yola çıkarak farkında olmadan kendilerine engeller koyuyorlar.”

"Ruhumuzu doyurmadan, hayatlarımızı daha anlamlı kılmadan yemeğe olan açlığımız hiç bitmeyecek."

“Hayır, liste yok. Liste verecek olsam bu kitabı bir diyet listesi şeklinde yazardım. Bir de yasak yiyecekler bölümü olurdu. Pusulanız kendinizsiniz. Doyduğunuzu siz fark edeceksiniz. Açlığınızın ayırdına siz varacaksınız. Yani sorumluluk sizde. Bedeninizin, ağzınıza attığınız lokmanın sorumluluğu size ait olmalı. Ancak bu sorumluluğu üstlenirseniz bu sıradan bir diyete değil, yaşam boyu sürdürülebilir sağlıklı bir beslenme modeline dönüşebilir.”

“Aç kaldığımız için değil çok yediğimiz için hasta oluyoruz…Az yemenin yaşlanmayı yavaşlattığını, ömrü uzattığını gösteren pek çok araştırma var.”

“Hareketsiz yaşam, organlarımızın kapasitelerinin altında çalışmasına, bedenimizde toksin birikmesine neden olur.”








Sultan Adanır Salihoğlu - "Sufilerde Bir Nefs Terbiye Yöntemi Olarak Açlık" Kitabı

Hayykitap’tan ilk baskısını Nisan 2019’da yapan bu kitap 168 sayfa.

Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde nefs terbiyesinin unsurları, ilk dönem sufilerdeki nefs anlayışı, açlık ve açlığın derecelendirmesi, açlığın tasavvuf ve sufilere verilen lakaplarla ilişkisi anlatılmış. İkinci bölümde açlık ve oruç ilişkisi, nefsin alışkanlıklarının yıkılması ve açlıkla alışkanlık ilişkisi gibi konulara değinilmiş. Üçüncü ve son bölümde ise açlık tasavvufi bir kavram olarak ele alınmış; açlığın sabır, şükür, kanaat, rıza gibi konularla ilişkisine değinilmiş.

Kitabın konusunu çok heyecanlı bulup kitaba heyecanla başlasam da maalesef dili yüzünden hayal kırıklığına uğradım, ayrıca tekrara çok gidilmiş. Sözlükle devam etmeye çalışsam da bir noktada artık sözlüğü de bıraktım; çünkü çok vakit kaybettirdi. Yine de tabii ki bazı bölümlerinde içime işleyen, beni etkileyen bir kitap oldu.

 

“Tasavvuf bir nefs eğitimidir. Geçmişte ve günümüzde tarifleri ne kadar değişirse değişsin en çok üzerinde durulan husus bu olmuştur: Tasavvuf, bir nefs terbiyesidir.”

“Nefsini tanıyan Rabb’ını tanımış olur.”

“Sufi, hastanın yemesi gibi yer, boğulanın uykusu kadar uyur.”

“Sufiler hasta insanlar gibi yemek yerler, suya batan kimseler gibi uyurlar ve mahcub kişiler gibi konuşurlar.”

“Akşam yemeğimden bir lokma noksan yemem benim için geceyi sonuna kadar tok karınla geçirmemden daha sevimlidir.”

“Alışkanlık iradeyi sınırlandıran bir durumdur çünkü kişi aklıyla veya iradesiyle değil alışkanlıklarının oluşturduğu güdüyle hareket eder. Söz konusu yemek gibi dünyevi bir şey olduğunda ise alışkanlık hem toklukta hem de açlıkta kaçınılması gereken bir durum olmaktadır çünkü iki türlü de kişi nefsine göre hareket etmiş olur.”

“Alışkanlık ve adetler, insan aklını mağlup eden birer askerdir.”

“Nefis, devamlı olarak oruçla ülfet edip bağımlılık kazanınca, ona oruçsuzluk zor gelmeye başlar. Oruçsuzluğa alışınca da oruç zor gelir. Bu oruç, bir gün tutulup, bir gün tutulmadığından nefsin ne oruçsuzluğa ne de oruca alışması söz konusudur. Bu yüzden bu oruç için “en zor oruç” tabiri kullanılmıştır.”

“Her ne kadar buna bir eylem desek de aslında sufiler orucu bir eylemsizlik olarak görmüşlerdir.”




25 Haziran 2021 Cuma

Ahmet Hamdi Tanpınar - "Beş Şehir" Kitabı

Dergâh Yayınları’ndan ilk baskısını Ağustos 1976’da yapan ve benim okuduğum 49. baskısını Ağustos 2020’de yapan bu kitap 224 sayfa.

Kitap Yahya Kemal’e ithafla başlıyor, önsöz ve dizin dışında sırasıyla Ankara, Erzurum, Konya Bursa’da Zaman ve İstanbul bölümlerinden oluşuyor.

Kitabın dili benim için çok ağırdı, belli bir noktadan sonra sözlük kullanmayı bıraktım. Kitap, meraklısı için kesinlikle hazine gibi; ama benim için çok ağır aktı. Müthiş bir bilgi birikimi, müthiş bir deha kesinlikle, tasvirleri mükemmel, gözlerinizi kapatınca kendinizi orada hissedecek kadar; ancak olmadı, dili yüzünden beni alamadı.

Tanpınar’ın harika gözlem yeteneği sayesinde beş şehrin değişimi, geçmişi, o zamanki hali, tek tek geçirdiği değişimleri, sosyo-kültürel yapısı, gelenekleri, coğrafi güzellikleri samimi bir deneme olarak bu kitapta karşımıza çıkıyor. Gezi yazısı olarak değil de şehirlerin geçmiş ve geleceğini anlatan dönemler üstü bir kitap olarak değerlendirebiliriz bu kitabı, ne kadar harika olsa da maalesef ben zevkle okumadım. O şehirlerde yaşayanların bazı sözleri aktarılmış kitapta, çok sevdiğim kişilerin bilmediğim sözlerini kitapta bulmak beni mutlu etti. Tabii ki en çok kitapta Atamla ilgili kısımları okurken heyecanlandım.

 

“Tiyatroda nasıl boş sahnede dekorun oyaladığı seyirci, söz başlar başlamaz bütün o teferruatı görmez olursa, ben de öylece insan ıstırabı karşısında tabiat güzelliğine kayıtsızdım, yabancıydım.”

“Ölümün zaferinin yanı başında, imkânsız bir kışın kasıp kavurduğu bir bahçede, buzların kilidi çözülür çözülmez başlayan o acayip baharlar gibi, yavaş yavaş hayatın türküsü yükseliyordu.”

“Yaralar dinmişti. Araya zaman dediğimiz büyük yapıcı girmişti. İnsan ömrü, unutmanın şerbetine yiyecek kadar muhtaç.”

“İnsanlar çalışırken ne kadar mesut oluyorlar! Yaratmanın hızı, onları içlerinde kavrayıp kurduğu zaman bu ölüm makinesi ne kadar güzel ne temiz bir ahenkle işliyor! Sonra insanoğlu mesut olunca bütün varlık nasıl değişiyor, ölüm kadar her şey nasıl sevimli, cana yakın oluyor, hiçbir şey kendi alın teri kadar bir insanı tatmin edemez. Çalışan insan kendi varlığında hüküm süren bir ahengi bütün kâinata nakleder. Hayatın biricik nizamı bu ahengin kendisi olmalıdır. Böyle olunca her şey değişir, peşinde koştuğumuz muvazeneyi buluruz. Şüphesiz bugünün büyük meseleleri var. Fakat hiçbiri kanla halledilmeyecek, insan ruhu kendi gerçeklerine erişene kadar bu acıyı çekecek.”

“Bu bir akşam saati değil, tek bir rengin türlü perdeleri üzerinde toplanan bir masal musikisiydi. Zaten güneş o kadar sakin, o kadar hareketsiz bir halde alçalıyordu ki dikkatimiz ister istemez gözlerimizden ziyade kulaklarımızda toplanmıştı. Hepimizde çok derin, çok esrarlı bir şeyi, eşyanın kendi diliyle yaptığı büyük bir duayı dinler gibi bir hâl vardı. Sonra bu billur aynanın üstünde, kendi parıltısından daha koyu ışık nehirleri taşmaya başladı. Nihayet güneş iki dağın arasında kaybolacağı zaman, son bir ışık, olduğumuz yere kadar uzandı. Toprak derin derin ürperdi. Ova yavaş yavaş saf gümüşten erimiş altın rengine, ondan da akşam saatlerinin esmerliğine geçti.”

“Bazen de “Odasına varılmıyor köpekten” mısraıyla başlayan çok hayasız oyun havasını söylerdi. Bu sonuncusunun havası ve ritmi kadar ten hazlarını zalimce tefsir eden başka eserimizi tanımadım. Sanki bütün ömrünü en temiz ve saf dualarla hep başı secdede geçirdikten sonra nasılsa bir kere günah işleyen ve artık bir daha onu unutup hidayet yolunu bulamayan ve en keskin pişmanlıklar içinde hep onu düşünen ve hatırlayan bir lanetli veli tarafından uydurulmuştur. O kadar ten kokar ve yıkıcı günahın arasından o kadar büsbütün başka şeylere, artık hiç erişemeyeceği şeylere kanal açar.”

“Bu âlemde her şey var. Geçmiş günlerimiz, hasretlerimiz, ıstıraplarımız, sevinçlerimiz, ümitlerimiz, hepsi orada kendi hususiyetlerini yapan renklerle mevcut.”

“Şimdi ise onu ve emsalini başka bir gözle görüyorum. Hepsi idealin serhaddinde susmuş bu insanların hikmetinde kaybolmuş bir dünyayı arıyorum. İstediğime onlarla erişemeyince şiire, yazıya dönüyorum. Onu musikinin kadehinden istiyorum; kadeh boşalıyor, susuzluğum olduğu gibi kalıyor; çünkü sanat da aşk gibidir, kandırmaz, susatır. Ben seraptan seraba koşuyorum. Her başına koştuğum pınarda muammalı çehreler bana uzanıyor; bilmediğim, seslerini tanımadığım dudaklar benimle bitmez tükenmez işaretlerle konuşuyorlar, fakat hiçbirinin dediğini anlamıyorum; ruhum dudaklarından ayrılır ayrılmaz hiçbir şeyin değişmediğini görüyorum. Belki onlar da bana kendi tecrübelerinden, her adımda karşılarına çıkan sert duvarlardan bahsediyorlar; "Biz de senin gibiydik," diyorlar. "Hiçbir suale cevap alamazsın. Asıl olan içindeki hasrettir; onu söndürmemeye çalış." Ve onun eski bir ocak gibi daima uyanık bulunması için kâh Ferâhfezâ Peşrevini veya Acemaşiran Yürük Semaisini, kâh Süleymaniye'nin beyaz fecir gemisini, kâh Karacaahmet'in serviliklerini karşıma çıkarıyorlar; Şerefâbâd'ın kırık mermer havuzlarına benzeyen bir yığın adı, bu hazır kalıpları içimdeki hasretle doldurayım diye bana uzatıyorlar.”

“En büyük meselemiz budur; mazi ile nerede ve nasıl bağlanacağız, hepimiz bir şuur ve benlik buhranının çocuklarıyız, hepimiz Hamlet’ten daha keskin bir “olmak veya olmamak” dâvası içinde yaşıyoruz. Onu benimsedikçe hayatımıza ve eserimize daha yakından sahip olacağız. Belki de sadece aramak ve bütün kapıları çalmak kâfidir.”

“Tabiat bir çerçeve, bir sahnedir. Bu hasret onu kendi aktörlerimizle ve havamızla doldurmamızı mümkün kılar.”

“En iyisi, bırakalım hatıralar içimizde konuşacakları saati kendiliklerinden seçsinler. Ancak bu cins uyanış anlarında geçmiş zamanın sesi bir keşif, bir ders, hulâsa günümüze eklenen bir şey olur. Bizim yapacağımız yeni, müstahsil ve canlı bugünün rüzgarına kendimizi teslim etmektir. O bizi güzelle iyinin, şuurla hulyanın el ele vereceği çalışkan ve mesut bir dünyaya götürecektir.”

 





9 Haziran 2021 Çarşamba

Bülent Selçuk - "Diren Gezi" Kitabı"

Kaynak Yayınları'ndan ilk baskısını Nisan 2014'te yapan bu kitap 336 sayfa. Kitap epey ağır.

Taksim Gezi Parkı Olayları'nı tarafsız bir gözle aktarmaya çalışan bir kitap. Olaylar kronolojik sırayla ve olaya ait fotoğraflarla aktarılmış. İnsanın gözleri tabii ki birkaç tane Gezi'nin simgesi fotoğrafı arıyor; ancak içinde tamamen Bülent Selçuk'un fotoğrafları var.

Her fotoğrafın hikayesi anlatılmış, kitabın sonunda yaşanan olaylar ayrıca verilmiş, TTB'nin raporu, dünyanın bakışı, hayatını kaybedenler... Çok detaylı bir Gezi kitabı olmuş.

Kitabı okurken duygudan duyguya atladım, 8 sene önceye bakarken "nerdeeen nereye" diye iç geçirdim, boğazımın düğümlendiği, gözlerimin dolduğu, tüylerimin diken diken olduğu kısımlar çoktu. 

Her kütüphanede bulunması gereken, her biri birer belge niteliğinde fotoğraflara sahip bu kitabı kolay ulaşacağım bir yere koymayı planlıyorum, o duyguları hiç unutmamak için.




8 Haziran 2021 Salı

Liz Marvin - "Sessiz Bilgeler Kitabı"

Profil Kitap'tan ilk baskısını Eylül 2020'de yapan bu kitap 128 sayfa.

İçinde 59 tane ağaca yer verilmiş ve her ağacın öyküsünden sonra ağacın resimlerine yer verilmiş.

Kafa dağıtıp başka yerlere gitmek istediğinizde, kısa bir mola vermek istediğinizde ilaç gibi gelecek, huzur veren bir kitap.

Doğaya bir kez daha aşık oluyorsunuz kitabı okudukça, ağaçların büyüsüne kapılıyorsunuz. Birbirleriyle iletişim kurmaları, dünyamıza oksijen vermeleri, buldukları dahice çözümler, uyum ve hayatta kalma yetenekleri, mücadeleci ve olgun yapıları, yardımseverlikleri gibi pek çok özellikleriyle onları kendimize rehber edinmemiz için tüm güzellikleriyle dimdik duruyor hepsi de. En şefkatlisi de, zeytin gibi bir karşılık beklemeden vermeleri sanırım.

"Mangrovlar tuzlu suda yaşayabilmek için ilginç fizyolojik adaptasyonlar geçirdiler. Hatta suyu gelecek nesillere bırakacak şekilde tüketmenin bir yolunu buldular."

"Ağaçlar olmadıkları bir şeye dönüşmek için klorofil israf etmez."

"Neticede onların gövdeleri en rüzgarlı günlerde bile dalların ve yaprakların ağırlığını taşımak zorunda."

"Ağaçlar evrenin onlara sunduğu her şeyi kabul etmek ve beklenmedik şeylere de uyum sağlamak zorundadır, bu yüzden son derece esnek bir form alacak şekilde gelişirler...Elbette değişiklikler huzursuz hissettirebilir, fakat insanlar ve ağaçlar için sıkıntılar çoğu zaman olgunluk getirir."

"Canınızı sıkan bir şeyi değiştiremediğinizde onunla yaşamanın bir yolunu bulmak, endişelenmekten çok daha kazançlıdır."

"Bazı anlarda hepimiz kendimizi devasa bir ormandaki küçük, körpecik fidan gibi hissederiz...Öyleyse etrafınıza bakın. Ormanınızdaki herhangi birinin büyümesi için yardıma ihtiyacı var mı?"

"Bazen kendimizi başkalarıyla kıyaslamaktan kaçınamayız. Ama ağaçlar gerçek özgüvenin içindekilere değer vermekten geldiğini bilir."

"Kendinizi tanımak ve ne istediğinizi bilmek için zaman ayırın, böylece siz de sarıçam gibi güçlü ve kendinizden emin olabilirsiniz."

"Olgunlaşmak için en büyük ya da en güçlü olmanız gerekmez, veyahut çiçeklerle dolup taşmak zorunda değilsiniz. Mütevazı küçük üvez ağacına bir bakın."

"Fırtınalar sayesinde ağaçların kökleri sağlamlaşır."

"Yeni bir şeyler denemeye cesaret ederek, kişisel gelişimin kapısı aralanabilir. Dünyada en az 60000 türde farklı ağaç olduğunu biliyoruz. Sizce bu muhteşem bir şey değil mi? Bu kadar çok olmasının sebebi, ağaçların binlerce yıldır içinde bulundukları koşullara uyum sağlayabilmiş olmasıdır."

"Ağaçlar sahip olduğumuz imkanlarımızdan en iyi ve en verimli şekilde nasıl faydalanabileceğimiz konusunda bizlere müthiş şeyler öğretir."

"Yaprak döken ağaçlar, yapraklarını etrafa savurmadan önce gelecek sene onlara faydalı olabilecek her şeyi geri dönüştürdüklerinden emin olur."

"Dr. Seuss, "Bir ağaç eğildiği yöne doğru düşer." diyor, bu yüzden hayatta doğru şeylere eğildiğinizden ve doğru insanlara güvendiğinizden emin olun."

""Kırılmamak için eğilin.", tüm ağaçların hemfikir olduğu bir slogandır ve insanlar da bunu kullanabilir. Nasıl ki hayat bize ters köşe yaptığında uyum sağlamamız gerekiyorsa ağaçlar da kuvvetli rüzgarlara karşı yere serilmemek için esnek olmak zorundadır."




7 Haziran 2021 Pazartesi

Wilhelm Reich - "Dinle Küçük Adam" Kitabı"

Öteki Yayınevi’nde ilk baskısını 1994 yılında ve benim okuduğum beşinci baskısını 1999 yılında yapan bu kitap 118 sayfa.

1946 yılında yayımlanma amacı olmadan Orgon Enstitüsü arşivi için kaleme alınan bu çalışma bilimsel bir çalışma değil, konusu insan olan bir deneme. Çalışmadaki düşünce bir bilim adamı ya da psikiyatristin gözünden sokaktaki insanın nasıl göründüğünü aktarabilmek. “Sen, küçük, sıradan bir insansın.” dediği sokaktaki insana “Dinle, küçük adam!” diye başlayan kitabın içinde minik karikatürlere de yer verilmiş.

Sanırım bu kitabı beşinci okuyuşum oldu. En sevdiğim ikinci kitap olan bu kitabı okumaya doyamıyorum. Tespitleri, dili, konuları ele alışı, eleştirisi çok vurucu, her okuduğumda mest oluyorum. Herkesin okuması gerekse hangi kitabı önerirdin diye sorsalar, önereceğim 4-5 kitaptan biri kesinlikle bu kitap. Kitaptaki her cümlenin altını çizerek okuyacaksınız, her cümlenin!

 

“Kutsal sözler ektim yeryüzüne

Kötülükler silinecek yakında

Palmiyeler solduğunda

Kayalar parçalandığında

Anlı şanlı krallar

Gazel misali

Havaya savrulacak

Tufan çıkan bir gemi

Benim sözlerimi taşıyacak

Ve tohumlar yeşerecek dünyada”

“İşini yapmak ve ekmeğini kazanmak isteyen her doktor, her ayakkabıcı, her makinist ya da her eğitimci kendi eksikliklerini bilmelidir.”

“Hiç kimse kendi kaderini yönlendirebilecek bir eleştiriye cesaret edemiyor.”

“Sen yalnızca bir anlamda özgürsün. Kendini yönetmemek, kendini eğitmemek, eleştiri yapmamak özgürlüğün var. Şikâyet ettiğini hiçbir zaman duymadım.”

“Küçük adam üzerinde güçlerini uygulamaları için iktidar sahiplerine yetki veriyorsun. Ama kendin dilsizsin; seni temsil etmeleri için güçlülerin ya da kötü niyetli güçsüzlerin daha fazla güçlü olmalarına göz yumuyorsunuz. Her zaman aldatılanın sen olduğunu çok geç fark ediyorsun.”

“Ben seni anlıyorum. Çünkü seni binlerce kez maskesiz, partisiz, seçmen kartsız ve ünlü değilken çıplak olarak gördüm.”

“Her şeyden önce dön ve kendine bak. Kendini gerçekten olduğun gibi gör. Sana hiçbir yöneticinin ve temsilcinin söylemeye cesaret edemediği şeyleri dinle: Sen sıradan küçük bir adamsın. Şu iki kelimenin ikili anlamını anla; “küçük” ve “sıradan”. Kendini parçalama! Kendine bakma cesaretini göster!”

“Küçük adam, sana vaat edilen güçten korktuğun gibi kendine bakmaktan korkuyorsun, eleştiriden korkuyorsun. Gücünü nasıl kullanmak gerektiğini bilmiyorsun. Bugün olduğundan farklı biri olduğunu düşünmeye cesaret edemiyorsun: Eğilmek yerine özgür, kurnaz olmak yerine açık, karanlık bir gecedeki hırsız olmak yerine aydınlık bir günde sevgi dolu olmak.”

“Sen kendini gerçek büyük adamdan bir noktada ayırıyorsun: Bir zamanlar çok küçük bir adam olan büyük adam, yalnızca tek bir özellik geliştirmişti: nerede küçük ve dar düşündüğünü ve davrandığını bilmek!”

“Seni köleleştiren yine sensin. Bundan senden başka kimsenin suçu yok. Kimsenin diyorum.”

“Küçük adam küçük adam olduğunu bilmiyor ve bunu bilmekten korkuyor. O bir güç ve büyüklük yanılsamasıyla, kendi küçüklüğünü ve darlığını saklıyor. O, kendisiyle değil büyük generalleriyle gurur duyuyor. O, kendisinin olmayan düşüncelere hayranlık duyar ama bu düşüncelere sahip olanlara değil. En az kavradığı şeylere en fazla inanır. Ve o, en kolay kavradığı düşüncelerin gerçekliğine inanmaz.”

“Aklım benden ne pahasına olursa olsun gerçeği söylememi istiyor.”

“Ne kadar az anlarsan hayran olmaya o kadar çok hazırsın.”

“Senin aptal olduğunu, köle olduğunu, sana ne istenirse yapılabileceğini söylüyorlar. Sana kişisel özgürlük değil ulusal özgürlük vadediyorlar. Sana insani özsaygı değil, ulusal özgürlük vadediyorlar. Kişisel özgürlük ve büyüklük yabancı ve karanlık kelimeler olduklarından ulusak özgürlük ve devletin çıkarları ifadeleri bir kemiğin köpeğin ağzını sulandırdığı gibi senin ağzını sulandırıyor ve sen onları alkışlıyorsun.”

“Sen kendi kendini aşağıladığından dolayı küçük adam, onlar da seni aşağılıyor, seni sevmiyorlar.”

“Senden korkuyorum, çünkü kendinden kaçtığın kadar hiçbir şeyden kaçmıyorsun. Sen hastasın küçük adam, çok hasta. Bu senin suçun değil, ama hastalıktan kurtulmak senin sorumluluğun. Eğer seni ezenlere rıza göstermeseydin ve sık sık ezenleri desteklemeseydin, onları çoktan alaşağı ederdin. Eğer günlük yaşamda kendine karşı bir nebze saygın olsaydı ve sen olmadan yaşamın devam edemeyeceğini bilseydin, gerçekten bilseydin, dünyanın hiçbir polis gücü seni ezecek kadar güçlü olmazdı. Kurtarıcıların sana bunu söylediler mi?”

“Ben senin tanrı olarak adlandırdığın şeyin gerçekten var olduğunu ama senin düşündüğünden farklı, senin içinde ve dışında, vücudundaki sevgi olarak, dürüstlüğün olarak ve doğayı hissetmen olarak bir kozmik temel enerji olduğunu biliyorum.”

“Bütün büyük insanlar yalnızdırlar. Senin yakınında iyi düşünemiyorlar küçük adam. Yalnızca senin üzerine ve seninle ilgili düşünürler, ama seninle birlikte değil. Çünkü sen her büyük ve geniş düşünceyi boğuyorsun.”

“Ben senin aşağı insan olmaya son vermen ve kendin olmanı istiyorum; senin kendin diyorum! Okuduğun gazetedeki düşünceleri, duyduğun geçimsiz komşunun düşüncelerini paylaşmanı değil, senin kendin olmanı istiyorum. Senin gerçekten içinin derinliklerinde ne ve nasıl olduğunu bilmediğini biliyorum. Bir geyiğin, tanrının, şairin, bilge adamın olduğu kadar derinsin.”

“Yaşamında mutluluk dileniyorsun ama omurgana hatta tüm yaşamına mal olsa da kendini sağlama almak senin için daha önemli. Mutluluğu yaratamadığın, tadını çıkaramadığın ve koruyamadığın için dürüst insanın cesareti sende yok. Nasıl biri olduğunu bilmek mi istiyorsun küçük adam? Radyoda müshil, diş macunu, ayakkabı boyası ya da koku giderici reklamlarını dinliyorsun. Ama propaganda müziklerini dinlemiyorsun. Bu aptalca ve iğrenç tatsızlıkların senin kulağın için belirlenmiş olduklarını fark etmiyorsun. Hiçbir fıkracının kabarede senin üzerine, kendi üzerine, bütün küçük sefil dünya üzerine anlattığı bir fıkrayı dikkatlice dinledin mi? Sen yine müshil reklamlarını dinle, böylece kim ve nasıl biri olduğunu öğrenirsin.”

“Bu dünyada benim kim olduğuma kara verecek olan yalnızca benim, başka hiç kimse değil. Ben biyolojik ve kültürel bir melezim ve bütün sınıfların, ırkların ve ulusların fiziksel ve zihinsel ürünü olmaktan, senin gibi saf ırktan olmamaktan, şovenist olmamaktan ve bütün ulusların, ırkların ve sınıfların küçük bir faşisti olmamaktan dolayı gurur duyuyorum.”

“Sen seni aşağılayana saygı duyuyorsun küçük adam ve kendini aşağılıyorsun. Bu yüzden de kendi duygularına güvenmiyorsun.”

Dana ne kadar zaman senin kurnaz ikircikliğinin milyonlarca insanın yaşamına mal olduğunu görmekten kaçınacaksın?”

“Sen mütevazi bir biçimde bu yaşamın küçük bir köşesine çekilmiyor; aksine o yalancı gülüşünün arkasında iğrençliğini, fıçı gibi biçimsizliğini, yanlışlığını, acı nefretini yaşama kabul ettirmeye çalışıyorsun.”

“Dokunduğun her şeyde, küçük adam her şeyde, büyük gerçeği değil de küçük hataları yaşam çizgin yaptın.”

“Doğayı düzeltmeye çalışma. Onu kavramayı ve korumayı öğren. Boks maçına gitmek yerine kitapçıya git, eğlence merkezlerine gitmek yerine uzak ülkelere seyahat et. Ve her şeyden önce doğru düşün, seni sessizce uyaran içinden gelen sese güven. Yaşamın kendi ellerinde, bunu başkasına teslim etme, senin tarafından seçilmiş önderlere hiç teslim etme. Kendin ol! Bunu sana birçok büyük adam zaten söylemişti.”

“Amaç senin ulaşacağın bir yoldur. Bugün attığın her adım yarınki yaşamındır. Büyük amaçlara adi araçlarla ulaşılamaz. Sen bunu her toplumsal dönüşümde kanıtladın. Amaca ulaşmak için yapılan adilikler ya da insan dışılıklar seni adi ve insan dışı yapar ve amacı ulaşılamaz kılar.”

“Sus küçük adam! İki türlü ses vardır. Biri yüksek tepelerdeki fırtınanın çıkardığı ses, diğeri senin karnının guruldamasının çıkardığı ses. Ama sen gaz çıkarıyorsun ve bunun bir menekşe gibi koktuğuna inanıyorsun.”

“Ben seni bulunduğun bataklıktan kurtaramam. Bunu yalnızca sen yapabilirsin. Ben senin partine ve parti toplantılarına hiçbir zaman katılmadım. Çünkü bu konferanslarda “Kahrolsun temel konu!” “Yaşasın ayrıntılar!” diye bağırılıyordu.”

“Sen kavrayıştan umudun doğduğunu kavramıyorsun. Sen umudu içinden dışarıya değil de yalnızca dışardan içine pompalıyorsun. Tamamen yok olan kendi dünyanın bakış açısıyla bana iyimser diyorsun küçük adam. Evet, ben gelecekle dolu bir iyimserim.”

“Senin sosyallik ve dostluk maskenin arkasında barbar bir kimlik var.”

“Sen ruhunun derinliklerinde kötü niyetlisin, çünkü sen güzeli geçip kötünün içine giriyorsun.”

“Sen kendi çizdiğin daire içinde dönüyorsun küçük adam ve bir çıkış yolu bulamıyorsun, çünkü bakışın ve düşüncen yanlış yönlendirilmiş.”




3 Haziran 2021 Perşembe

John Eliot&Nathan Lueth - "Üstün Başarı-Üstün Başarılı İnsanların Sırları" Çizgi Roman Kitabı

Akılçelen Kitaplar’dan 2013’te çıkan bu kitap 72 sayfa.

Çizgi roman kitabın yazarı ve çizeri gayet iyi bir iş çıkarmış, kitabı sıkılmadan okuyorsunuz. Tabii diğer çizgi romanlardaki gibi cümleleri hızlı geçmektense biraz üzerinde durup düşünmeniz gerekiyor.

Kitaptaki işe yarar tavsiyeler, kişisel gelişim kitaplarından fırlama klasik sözler değil ve laf kalabalığı da yok. Gayet akıcı, net, amaca uygun ve rahatı bozmaya yönelik.

“Hayatta normal olarak bir yere ulaşamazsınız. Yaptığınız işe ‘normal’ bir şekilde yaparak nasıl sıra dışı olabilirsiniz?”

“Daha önceki başarılarına (?) sırtını dayayıp, güvenli bir yol seçerek ya da hiçbir şeye meydan okumadan daha büyük başarılara imza atamazsın. Daha açık ifade edecek olursam, geçmişteki alışkanlıklarından vazgeçmek, sıradan olanın dışına çıkmak, sahip olduğun anormal yönlerini ortaya çıkarmak zorundasın.”

“Eğer gerçekten ne yapabileceğini bilmek istiyorsan, kendine sınır çizme ve kesinlikle ihtiyatlı davranma.”

“Düşünmek bir alışkanlıktır, değiştirilebilir. Sadece tekrar etmek ve biraz terlemek gerekir.”

“Büyüklük, zamanı, riskleri ortadan kaldırmak için harcamakla oluşmaz. Büyüklük, zorluklar, belirsizlikler, eleştiriler ve engeller karşısında nasıl davrandığınla ilgilidir.”

“Maalesef insanlar eleştirel düşünebilmek ve kendi kendilerini değerlendirebilmek için gereğinden fazla vakit harcarlar.”

“Önümüze çıkan en büyük engel, bize başarmamız için en büyük fırsat anlamına gelir. Engel, beynimizi sınama ve düşüncemizin nasıl sıra dışı olabileceğini görme fırsatıdır.”

“Eğer kendini doğuştan sıra dışı bir düşünür olarak görmüyorsan, endişelenme. Düşünmek bir alışkanlıktır ve diğer bütün alışkanlıklar gibi öğrenilebilen bir şeydir.”

“Sıra dışı düşlerin yoksa, sıra dışı işler başaramazsın… Sıra dışı insanlar, mutlu olmak için diğer insanların sırıtmalarına, dalga geçmelerine ve üzerine gülmelerine aldırış etmezler.”

“Şimdi defolun! Üstün başarılı bir insanın duygusuyla harekete geçin. Baskıyı sev. Alkışlanma tutkusunun esiri olma. Yaptığın işin gerçek ve derin anlamı ile başın dönsün. Kendine güvenen bir zihniyete rutin olarak nasıl geçebileceğini öğren. Her şeyden önce bir sanatçı ol. Kaybetmek zorunda olduğun tek şey? Sıradanlık!”




Didem Madak - "Pulbiber Mahallesi" Kitabı

İlk basımını Mart 2007'de yapan, benim okuduğum onuncu basımını Haziran 2019'da Metis Yayıncılık'tan yapan bu kitap 116 sayfa.

İçinde 14 şiir ve 1 düzyazı var. Daha sonra "Ardından" diye gelen bölümde kitaplarında yer almayan ve dergilerde çıkan 4 şiirine, Müjde Bilir'in kendisiyle ilgili bir metnine ve yazdığı son şiir olan "128 Dikişli Şiir"e yer verilmiş.

Kitap yine bir ithafla başlıyor: "Timur'a, Deniz'e, Ümitvarolanlara... İzmir'e... Zeyna'ya"

Ve ardından gelen sayfada, şairin son şiir kitabında, hemen şu cümle sizi karşılıyor: "Bu kitap ısrar üzerine yazılmıştır." 

Kelimeleri yine ustaca kullanmış, şiirleri yine çok sevdim, iyi ki zorlamışlar bu kitap için onu, keşke daha fazla yazabilseydi, keşke daha çok okuyabilseydik onu, keşke onu tanıyabilseydim...

Acıyı, hüznü, yoksulluğu, aşkı, anne sevgisini, umutsuzluğu, umudu, hatırlamayı, unutmayı, kederi ve birçok konu ve duyguyu içinize işleyecek bir ustalıkla anlatan Didem Madak'ın 3 kitabını da tüm kalbimle okumanızı isterim. 


"Cümle kapıların önünde kelimelerle beş-taş oynuyorum.

Karanlık sokaklardan biraz korkuyorum

Ama korkmuyorum da esasında.

Pardon diyorum ayağıma bastığında dünya

Saçlarımın ucundan başlıyor artık kırılma

Kelimelerin tadına bakıyorum

Zehrinden korktuğum acı kelimeler yutuyorum yanlışlıkla."


"Bana artık büyü diyorlar

Bütün renkleri mezun etmişler hayatlarından

Karanlığa emekli öğretmenler gibi sanki insanlar.

Bilirsin işte Füsun gidişinden bu yana

Hüzün sektöründe bilfiil yirmi üç sene görev yaptım!

İnfaza götürürken bari üstbenlerim

Gözüme bir gökkuşağı bağlasalar."


"Bana artık büyü diyorlar Füsun

Artık büyüyüm, bilmiyorlar.

Ülkemin yürüyen caddelerinde acılarımızın kaynağını araştırıyorum

Kelimeler dişliyor kollarımı

Diş izlerinden bir saatle takip ediyorum zamanı"


"Ortalığa çeki düzen verecek bir kadın lazım

Önce acısını almak,

Şerit şerit soymak, sonra bekletmek biraz tuzlu suda...

Kara sularını akıtmak lazım.

Bunlar bizim tariflerimiz, mahallemizin

Kim koklasa hayat pişirmiş bu kızları der.

Dünyaya bir kadının eli değse Zeyna!

Şöyle ağır bir halı gibi çırpılsa

Tozlar havalansa..."


"İnsanlar için dualar ve beddualar icart etmekten başka

Ne yapabiliriz Zeyna?"


"Saçma bir kadın, anlaşılmaz

Ama iyidir saçmalamak dostlarını satmaktan

İyidir adanmak, yalandan

Bir çocuk romanı olarak anlaşılmıştım artık."


"Zamanın başı bacaklarımın arasından çıkmıştı

Eski eski kokuyordum.

Büyüyordum, büyüdüğümden emindim, biliyordum.

Kendimi elimde ekşi bir elma gibi atıp tutuyordum.

Havaya atıp yakalıyordum

Aramızdan geçen zamandı, biliyorum kanatları vardı

Kimbilir bu gidişin dönüşü olacak mıydı?"


"Vazgeçmeye,

Ve hatta yaşasın vazgeçenlere"


"Yanardağlar asla küçültmezlerdi kendilerini."


"Tanrı sadece iyi bir oyun arkadaşıdır."


"Beni çöz Miss Marple

İçimden çıkmak istiyorum artık."


"Boş kağıdın başına kim oturacaktı benden sonra.

Kaç kadın gelmişti, kaç kadın geçecekti.

Bıkmıştım artık bu kahraman kadınlardan

Hepsinin kahraman olması şart mıydı yani.

Biri olsun şiirinin kadını olamaz mıydı?"


"Lenslerimi çıkarıp kedimi taktım.

Şimdi daha iyiydi, sanki halktan biriymişim gibi.

2.75 miyoptum ve çizdirmeye de hiç niyetim yoktu.

Göz görmeyince gönül katlanırdı insanlığa doğru."


"Şimdi geriye gözleri ketılın ışığı gibi yanıp sönen kediler kalmıştı.

Bir farkla ki kediler su kaynatmazdı

Ve kediler insanı yarı yolda bırakmazdı."


"bilhassa inanmaya inanırdım. ümitvardım. ümitvarların acısı büyüktür. o zamanlar inanan bir ümitvar acısı ile ağlardım."


"Hey ahbap ben arada bir fikir buluyorum

Kuşlar için küçük şemsiyeler yapabiliriz

Böylece yağmurda ıslanmazlar

Ve içimdeki ağır sözler için de şemsiyeler

Böylece paraşütle iner gibi hafiflerler

Şiirin içine girerken"


"Öyle çok şimşek çaktı gece

Ben sonu Z harfi olarak düşündüm

Son harf olarak

Ben Zeni düşündüm ahbap."




2 Haziran 2021 Çarşamba

Didem Madak -"Ah'lar Ağacı" Kitabı

İlk basımını 2002’de Everest Yayınları’ndan yapan, benim okuduğum on beşinci basımını Ekim 2020’de Metis Yayıncılık’tan yapan bu kitap 76 sayfa.

İçinde 9 şiir var, kitap TDK Türkçe Sözlük’teki “Ah” ünleminin tanımıyla ve “Sesimin tonunu emanet ettiğim AHLAT AĞACINA” ithafıyla başlıyor.

Kelimelere hakimiyeti, duygularını ve düşüncelerini bu kadar güzel benzetmelerle anlatabilmesi, her dizesiyle usulca can yakışı, konuları ele alışı muhteşem… Her şiiriyle biraz daha artırıyor hayranlığım.

Bu kitabı da müthiş bir hüzünle, boğazımda yumrukla, gözlerim yana yana okudum. Karnından çok güzel şiirler doğurmuş, keşke erken ölmeyip daha çok doğurabilseydi.

 

“Rengarenk çaputlar bağladım yıllarca dallarıma,

Mavi, mor kırmızı ve yeşil,

İstedim, hep istedim,

Sen iste derdim, iste yeter ki

Vereyim.

Her istediğimi verdim.

Arttım, fazlalaştım,

Eksikli yaşamaktan.

Ahlar ağacıyım, gibisi fazla.

Başka bir şey istemem

Artık beyazlaşan üç-beş tel saçıma,

Hesabımı vermekten başka.”

 

“Ya siz,

Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?

Nasıldı

Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?”

 

“Bizler her üç ayın sonunda yeniden doğan bebeklerdik.

Neden ilerlemiyor bu kuyruk derdik,

Neden hep aynı yerdeyiz,

Hayattan söz edilirdi,

Zor denirdi,

Ve ardından susulurdu mutlaka.”

 

“Neden her aşk

Bir kadının cenazesini kaldırır mutlaka”

 

“Cennete gitmek istedim otostopla,

Cinnete kadardı tüm yollar oysa,

Tüm hayatı okşamak istedim kedilerin şahsında

Tüm sarı, tüm kara, tüm yumuşak.”

 

“Hay!

Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım

da çiçekler açsın ruhunuz.”




Didem Madak - "Grapon Kağıtları" Kitabı

İlk basımını İnkılap Yayınevi’nde 2000 yılında yapan ve okuduğum on üçüncü basımını Metis Yayınları’ndan Şubat 2020’de yapan bu kitap 72 sayfa.

Didem Madak kitabı kardeşi Işıl’a ithaf etmiş. İçinde 18 şiir var.

Kitaptaki bütün şiirler birbirinden güzel, hepsinde canımı yakan bir şeyler vardı. Kitabı bitirirken yanan gözlerim, boğazımdaki yumruk, bedenimi kaplayan hüzünle kelimeleri bu kadar güzel kullanan bir kadına hayran hayran düşünürken buldum kendimi; çünkü bu ustalığa hayran olmamak mümkün değil.

Onunla tanışabilmeyi çok isterdim. Çok genç ölmüş, maalesef. Keşke daha çok yazabilseydi.


“Düşlerimiz el ele tutuşmuştu,

El ele tutuşmuş iki kelebek gibi.

… Fener alayı geçmişti gözlerimden.”


“Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.”

 

“Şimdi mucizevi bir yerdeyim

Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada

Ve çok ağır ilerliyor.

Yüzümdeki çillerden başka

İsyan eden biri yok hayatımda.”

 

“Dünyaya bile bir dünya anne lazım.”

 

“Dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne

Aman umutsuz bir yer olmasın!”

 

“Dünya artık bir daha hiç

Bir okul çıkışı gibi kokmayacak mı?”

 

“Üzümlerden ayrı bir üzümdüm

Bilmezlerdi”

 

“Her gün uzak ülke kırpıntıları dökülür

Güneşin ceplerinden.

Yoksul aile babası cebi gibi,

Biraz kasvetli ve susam kokulu.”

 

“Beni anneme götürsün bindiğim bütün taksiler.”

 

“Neden sen böyle çocukluk resmiydin kalbim?”

 

“İnanın kendimin

“Yokluğunda çok kitap okudum”

Bana birkaç hayati meseleyi ödünç ver kalbim

Görüş günlerinde seninle konuşabilmem için.

Kalbim neden ben?

Sırf sevinesin diye seni bir kere bile

Elinden tutup parka götürmedim.”

 

“Söz dedim, söz verdim.

Yüzüme bir daha çiçekli masa örtüleri sermeyeceğim.

Sokakta kuş ölüsü bulmuş çocuk gibi ağladım.

Söz dedim, söz verdim.

Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.

Güneşi özledim, sonra seni

Keşke gölgesine razı bir fesleğen olsaydım.”

 

“Artık bazı şarkılar kadar yaralısın”

 

“Yıllardır kendini bulutlarda saklayan

İllegal bir yağmurum.

Bir yağsam pahalıya mal olacağım.”

 

“Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum.

Fakat korkuyorum.”

 

“Dünyayı bir salyangozun izlerinde dolaşsam,

Elimde parlak bir harita

Hiçbir atlasta henüz yer almamış.

Ardımsıra yollara hayalimin kırıklarını bıraksam

Yeter mi bu izler beni kendime getirmeye acaba?”

 

“Plastik çiçeklerle ziyaretime geldi hayat

Semt pazarından alınma hırkasıyla

Her bastığında gıcırdayan tahtalarıyla”

 

“Kirli muşamba perdeli meyhaneler ağlardım

Masaaltı kedileriydi benim için ağlamak”




Samed Behrengi - "Küçük Kara Balık" Kitabı

İlk baskısını 1999’da yapan, Can Çocuk Yayınları’ndan okuduğum 48. basımını Ocak 2018’de yapan bu kitap 55 sayfa.

İranlı bir yazarın İran’ın Azerbaycan kesiminde köy köy dolaşarak on bir sene boyunca öğretmenlik yaparak halktan öğrendiği masalları, hikayeleri dinleyip, onları yorumlayıp, yazmasıyla ortaya çıkan kitaplardan biri olan bu kitap, Dünya Çocuk Kitapları fuarlarında da çeşitli ödüller almış.

Keşfetme, merak, sorgulama, değişim, düşünme, baş kaldırma, öğretilenle yetinmeme, araştırma, cesaret, kalıp düşünceleri yıkma, özgürlük duygusunu çocuklara katması açısından güzel bir kitap.

Hayat küçük bir su birikintisi mi, yoksa okyanuslar da var mı? Alışkın olduğun düzenin devam etmesi ve rahatının bozulmaması için hayatı sana at gözlüğünü takmalarına izin verdiğin yerde mi yaşayacaksın? Rahatını bozup, kulaktan dolma bilgiyle yetinmeyip gerçekleri öğrenmek için cesaret edecek misin?

Dünyanın en devrimci, anarşist ve cesur balığının hikayesini yetişkinler ve hatta yeryüzündeki herkes keyifle okuyabilir, ilham vereceği ve rahatınızı bozacağı kesin.

“…balıkların çoğu yaşlanınca ömürlerini boşuna geçirdiklerini söyleyip yakınırlar. Sürekli sızlanıp herkesten şikâyet ederler. Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?”

“Ben sizin bu kadar kendini beğenmiş olduğunuzu düşünmezdim doğrusu. Ama olsun, yine de sizi bağışlıyorum çünkü bu sözlerin hepsi cahillikten, bilmezliktendir.”

“Siz gereğinden fazla düşünüyorsunuz. Ama yalnızca düşünmek olmaz ki! Yola koyulursak korkularımız tümden kaybolur gider.”

“Şimdi ölüm çok kolay uğrayabilir bana! Ama ben yaşayabildiğim sürece ölümü karşılamaya gitmemeliyim. Elbette, bir gün ölümle karşılaşırsam -ki karşılaşacağım- önemli değil, önemli olan şu ki benim yaşamım veya ölümüm başkalarının yaşamını nasıl etkileyecek.”






John Shirley - "Yeni Tabular" Kitabı

İlk baskısını 2018’de Ayrıntı Yayınları’ndan yapan bu kitap 112 sayfa. Kitabın yazarı aynı zamanda senarist ve şarkı yazarı. Kitapta yazar...