İlk basımını 2002’de Everest Yayınları’ndan yapan, benim okuduğum on beşinci basımını Ekim 2020’de Metis Yayıncılık’tan yapan bu kitap 76 sayfa.
İçinde 9 şiir var, kitap TDK Türkçe Sözlük’teki “Ah”
ünleminin tanımıyla ve “Sesimin tonunu emanet ettiğim AHLAT AĞACINA” ithafıyla
başlıyor.
Kelimelere hakimiyeti, duygularını ve düşüncelerini bu kadar
güzel benzetmelerle anlatabilmesi, her dizesiyle usulca can yakışı, konuları
ele alışı muhteşem… Her şiiriyle biraz daha artırıyor hayranlığım.
Bu kitabı da müthiş bir hüzünle, boğazımda yumrukla,
gözlerim yana yana okudum. Karnından çok güzel şiirler doğurmuş, keşke erken ölmeyip
daha çok doğurabilseydi.
“Rengarenk çaputlar bağladım yıllarca dallarıma,
Mavi, mor kırmızı ve yeşil,
İstedim, hep istedim,
Sen iste derdim, iste yeter ki
Vereyim.
Her istediğimi verdim.
Arttım, fazlalaştım,
Eksikli yaşamaktan.
Ahlar ağacıyım, gibisi fazla.
Başka bir şey istemem
Artık beyazlaşan üç-beş tel saçıma,
Hesabımı vermekten başka.”
“Ya siz,
Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
Nasıldı
Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?”
“Bizler her üç ayın sonunda yeniden doğan bebeklerdik.
Neden ilerlemiyor bu kuyruk derdik,
Neden hep aynı yerdeyiz,
Hayattan söz edilirdi,
Zor denirdi,
Ve ardından susulurdu mutlaka.”
“Neden her aşk
Bir kadının cenazesini kaldırır mutlaka”
“Cennete gitmek istedim otostopla,
Cinnete kadardı tüm yollar oysa,
Tüm hayatı okşamak istedim kedilerin şahsında
Tüm sarı, tüm kara, tüm yumuşak.”
“Hay!
Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım
da çiçekler açsın ruhunuz.”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder