Aspendos Yayıncılık’tan Aralık 2017’de çıkan bu kitap 144
sayfa.
Yazar kitapta kadınların bireyselliğini sorgularken, aslında
bir yandan da tarihten örnekler gösterip kadınlara hiçbir zaman unutmamaları
gereken öğütler veriyor. Ataerkil düzende sorulmuş olan kadınların neden bir
Shakespeare çıkarmadığı sorusundan yola çıkarak, bir kütüphaneye gidip oradaki
kitapları inceleyip erkek edebiyatıyla kıyaslamalı kısa bir kadın edebiyatı
tarihçesi çıkardıktan sonra, kadınların kendine ait bir odasının olmasının
neden önemli olduğunu anlatıyor.
Altı çizilerek, kafanıza kazıyarak okunması gereken bir kitap;
çünkü kadın olmak en başından beri kolay değildi, kadın hareketinin içinde büyük
mücadeleler var ve ne yazık ki yaşadığımız yüzyılda bu mücadele tüm can
sıkıcılığıyla hala var!
Yazarın kadınlar için en zor koşullarda bile eşitsizliklere
ve haksızlıklara karşı mücadele edip sesini duyurmasını istediği bu kitabı her
cinsiyetten insanın alıp, muhakkak okumasını tavsiye ederim.
Kitaptan Alıntılar:
“Neden erkekler şarap içerken kadınlara su düşüyordu? Neden
bir cins sefa sürerken diğeri sefil haldeydi? Yoksulluk kurmacayı nasıl
etkiliyordu?”
“Bir yılda kadınlar hakkında kaç kitap yazıldığına dair bir
fikriniz var mı? Peki, erkeklerin kaç kitap yazdığına yazdığıyla ilgili bir
fikriniz var mı? Evrenin en çok sözü edilen hayvanı olabileceğinizin farkında
mısınız?
“Toplumda ne şekilde kullanılırsa kullanılsınlar, aynalar
tüm şiddetin ve yiğitliklerin temelindedir. İşte bu nedenle gerek Napolyon
gerek Mussolini kadının zayıflığında diretmiştir; çünkü kadınlar daha aşağı
olmadıkça kendileri büyüyemezdi. Bu durum erkeklerin kadınlara ne denli ihtiyaç
duyduğunu bir nebze olsun açıklamaya yetiyor.”
“Çünkü kadın doğruları konuşmaya başlarsa erkeğin aynadaki
görüntüsü küçüldükçe küçülür, hayat karşısında direnci kırılır.”
“Böylece çok acayip, karma bir varlık çıkıyor ortaya. Hayal
dünyasında çok büyük öneme sahip, gerçekte ise hiçbir önemi yok. Şiirin dört
bir yanını sarmış, tarihte ise esamesi okunmuyor. Kurmacada krallar ve
fatihlerin hayatını yöneten, gerçekteyse ailesinin parmağına zorla yüzüğünü
taktırdığı bir oğlanın kölesi. Edebiyatın en ilham verici sözlerinden, en derin
düşüncelerinden bazısı onun dudaklarından dökülürken; gerçek hayatta hemen hiç
okuyamaz, yalan yanlış yazar, kocasının malıdır.”
“Şu yaşlı beyler insanı fazla düşünmekten nasıl da
kurtarırdı! Yaklaşımları karşısında cehaletin sınırları nasıl da geri
çekilirdi! Kediler cennete gitmezmiş. Kadınlar Shakespeare’in oyunlarını
yazamazmış.”
“…on dokuzuncu yüz yılın sonlarına kadar çok varlıklı, soylu
bir aileden gelmedikçe bir kadının sessiz veya ses geçirmez bir odayı bırakın,
kendine ait bir odası olması söz konusu değildi.”
“Dünya, kadına erkeğe dediği gibi, “İster yaz ister yazma
umrumda değil.” demiyordu. Yüzüne karşı nahoş bir kahkaha atarak “Yazmak mı?
Sen yazsan ne çıkar? diyordu.”
“”Bir kadının varlığının temelleri” demişti Bay Greg,
“ihtiyaçlarının erkek tarafından karşılanması ve onun da erkeğe hizmet
etmesidir.” Entelektüel açıdan kadınlardan bir şey beklenemeyeceğine dair bir
yığın eril görüş vardı.”
“”Efendim beste kadın arka bacaklarının üstünde yürüyen
köpek gibidir. Yaptığı iş bir şeye benzemez ama yapılmış olması bile insanı
şaşırtmaya yeter.” İşte tarih böyle şaşmaz bir tekerrürden ibarettir.”
“Toplumun düzenine boyun eğmeli, “dünyadan elini eteğini
çekmeliydi.””
“İsterseniz kütüphanelerinize bin kat kilit vurun ancak
zihnimin özgürlüğüne ne bir kilit, bir süngü vurabilir ne de üzerine kapılar
kapatabilirsiniz.”
“Kadın olduğumuza göre, geçmişe annelerimizin gözünden
bakmamız gerekiyor. Erkeklerin yardımından medet ummanın faydası yoktur, olsa
olsa kendi zevkimiz için başvururuz onlara.”
“Zihinsel özgürlük maddi şeylere bağlıdır. Şiir ise zihinsel
özgürlüğe bağlıdır. Kadın yalnız iki yüzyıldır değil, dünya var olduğundan beri
hep yoksul olmuştur. Kadınların Atinalı kölelerin oğullarından bile az zihinsel
özgürlüğü vardır. O halde şans, şiir yazacak kadının yüzüne de gülmez. Tam da
bu nedenle paranın ve kendine ait bir odanın önemini vurgulayıp durdum.”
“…ne kadar kıyıda köşede kalmış, ucu bucağı görünmeyen konu
varsa o konuda tereddüde kapılmadan her tür kitabı yazmanızı rica ediyorum.”
“Bay H-John Langdon Davies kadınları, “Çocuklar istenmez
olduğunda kadınlar da gereksizdir.” diyerek uyarmış. Umarım bir kenara
yazarsınız.”