31 Mart 2021 Çarşamba

Grigoriy Petrov - "İdealist Öğretmen" Kitabı

Koridor Yayıncılık’tan 2020’de çıkan bu kitap 88 sayfa, 11 bölümden oluşuyor.

Kitap Rusya’da ün yapmış ve herkesin hayranlıkla baktığı bir matematik profesörü olan Raçinski’nin kürsüsünden bütün tepkilere rağmen istifa ederek doğduğu köye öğretmenlik yapmaya gitmesini ve Moskova’yı terk etmesini anlatıyor. Öğrencilerin hepsini birer cevher olarak görür, sabırla hem öğrencilerine hem de onların ebeveynlerine ve diğer köylülere yol gösterir, asla pes etmez. Alkolizmle, cehaletle, sefaletle, tembellikle mücadele eder ve fedakârlık yapmaktan asla çekinmez, ne gerekiyorsa yapar. Bu çabasının sonunda da bütün o cevherleri keşfedip, karanlıktan alıp aydınlığa kavuşturup pırıl pırıl parlamalarını sağlar. Öğrencilerinin çoğu kendi gibi hayranlık uyandıran başarılara imza atar ve faydalı birer insana dönüşür.

Kitabı öğretmenler, öğretmen adayları değil herkesin okuması gerekir. Kitap kısa olsa da etkisinin uzun süreceğini düşünüyorum, insanın içinde sönen ya da sönmeye yakın bir şeyleri var gücüyle yakan bir kitap.

“Örneğin neden sadece eller, ayaklar, omuzlar ve sırt için jimnastik var? Neden zihinsel jimnastik yapmıyorsunuz? Ya iradeniz, kalbiniz ve bütün asil duygular için?”

“İşte aşırı içki içen herkesin sıradan portresi. Yıllarca ‘sağlığa’ diye kadeh kaldırıp, sonunda hasta olmak için. Oysa hep sağlığa içilir. Bu durumda, ‘hastalık için’, ‘ölüme koşar adım gitmek için’ demek daha doğru olur.”

“Gerçek bir madenci gibi, halk kitlelerinde gitgide daha derine iniyordu…Halk cehaletinin derinliklerinde kaybolup gidecek yetenekler keşfetti.”




 

 

30 Mart 2021 Salı

Joseph Roth - "Aziz Ayyaş'ın Efsanesi" Kitabı

Dante Kitap’tan Ekim 2015’te çıkan bu kitap 80 sayfa.

Kitapta Andreas Kartak isimli sokaklarda yaşayan ve gazeteleri kendisine yorgan yapan köprü altlarında yaşayıp giden alkolik bir evsize bir yabancının 200 frank vermesinin ardından yaşadıkları konu edilmiş. Bu parayı borç olarak aldığını belirtip, bunun bir namus borcu olduğunu söyleyen Andreas parayı geri ödeyebilecek midir? Bu sorunun etrafında dönen kitabı okurken meraklanıp, hüzünlenip, bazen kızıyorsunuz; ama keyif aldığınız bir gerçek. Andreas aziz mi yoksa ayyaş mı diye sorarsanız, bence hiçbiri, kimse olamamış ya gerçekten birisi olmak istememiş, bu yüzden de ayağına kadar gelen fırsatları hiç değerlendirememiş.

“Bu sırada Andreas, aynalardan neden korktuğunu fark etti. Çünkü, insanın aczini ve perişanlığını kendi gözleriyle görmesi hoş bir şey değildi. Zannediyordu ki, aynada suratını görmediğinde sefalete düşmemiş gibiydi. Oysa dostumuz, bunun, devekuşlarının başlarının toprağa gömerek görünmez olduklarını zannettikleri durumla aynı olduğunu bilmiyordu.”

“Çünkü insanoğlu, mucizeye alıştığı kadar kolay alışmaz hiçbir şeye. Hem de bir, iki, üç kez başına gelmeyegörsün. Evet! İnsanlar öyle bir yapıya sahiptir ki, kendilerine tesadüfen ve geçici bir şansın kazandırdığı şeylere sürekli sahip olmazlarsa her şeye öfke duyarlar. İnsan böyledir. Andreas’tan da başka ne bekleyebiliriz ki?”




29 Mart 2021 Pazartesi

Caitlin Major&Kelly Bastow - "Adam Manfried" Kitabı

Yabancı Yayınları’ndan Ocak 2020’de çıkan bu kitap 224 sayfa. Kitabın içeriği Caitlin Major’a, çizimler ise Kelly Bastow’a ait.

“Ya dünyayı kediler yönetseydi?” sorusunda ola çıkıp insanlarla kedilerin yer değiştirdiği bu kitabı okurken içinizin ısınacağını söyleyebilirim. Sanırım komik olma iddiası var; ama ben hiç gülmedim, daha çok duygulandım. Çok güzel bir dostluk hikayesi. Çok sıcak, samimi ve tabii ki hayal gücünü canlandıran bir kurgu olmuş. Çizimler çok güzel.

Steve Kedioğlu’nun adamı Manfried’in evin camından kaçmasından sonra yaşadığı mutsuzluğu, değişimi ve kendini kabullenişini anlatan bu hikayede kendinizden bir şeyler bulacağınıza ve kedilerinize bir daha eski gözlerle bakamayacağınıza eminim.




28 Mart 2021 Pazar

Roland Topor – “Kiracı” Kitabı

Norgunk Yayıncılık’tan birinci baskısı Ocak 2021’de çıkan bu kitap 174 sayfa ve 3 bölümden oluşuyor.

Kitabın baş kahramanı Trelkovksy’nin, Paris’te, Simone isimli kiracının intihar etmesi sonrası onun kiraladığı daireye yerleşmesi sonrasında yaşadıkları, komşularıyla ve iş arkadaşlarıyla değişen ilişkileri, hissettiği dışlanmışlık, yalnızlık ve yabancılık duygusu, yaşadığı benlik sorunu anlatılıyor. Simone’u hastanede komadayken ziyaret etmesi sonrasında Trelkovksy onu takıntı haline getiriyor ve oturduğu dairesinin eski kiracısı gibi kendisini intiharın eşiğinde ve farklı durumlarda bulmaya başlıyor.

Kitabı elime alır almaz hemen bitirme hissi oluştu, sonunu merak ettiriyor, çok akıcı ve anlaşılır bir dille yazılmış. Kitabın 1976’da vizyona giren filmi varmış, izlememiştim, onu da en kısa sürede izleyeceğim.

"Hangi andan itibaren, diye düşündü Trelkovski, birey artık olduğu varsayılan kişi olmaktan çıkmaktadır?"

“Bitkin ve sarhoş olmasına rağmen keyfi müthiş yerindeydi. Karşılıklı sarf edilen cümlelerin seyri onu neşelendirmişti. Tüm olan bitenin ne kadar hoş bir yapaylığı vardı. Onu çaresiz bırakan yalnızca gerçeklerdi.”

“Bir vitrine imgesi yansıdı. Onun da farkı yoktu. Benziyordu, tam anlamıyla o canavarlara benziyordu. O da onların türündendi ama bilinmeyen bir sebepten dışlanmıştı. Ona itimat edilmemişti.”




27 Mart 2021 Cumartesi

Jacky Fleming - "Kadınların Nesi Var?" Kitabı

Desen Yayınları’ndan ikinci baskısı Temmuz 2020’de çıkan bu kitap 128 sayfa.

Kitabı yazan ve çizen feminist karikatürist Jacky Fleming kadınların tarihin başından beri gösterdiği var olma mücadelesini mizah ve ironilerle dolu bir şekilde anlatmış. Ben yine de gülemedim, kitabı okurken çok öfkelendim, ta ki 78. sayfaya gelene kadar; bütün öfkem ordaki çizgiler ve içeriği görünce kahkahayla beraber patladı, gözümden yaşlar akana kadar güldüm.

Her ne kadar mizah dolu bir kitap olsa da kadınlarla alakalı şakalara gülemeyecek noktaya gelmişim, bunu fark ettim. Aslında şakalar kadınlarla alakalı olsa da, erkekleri hedef alan ve onları eleştiren çok haklı bir içeriğe sahip.

2017’de mizah ödülü de alan samimi bir anlatıma sahip kitapta tarihteki çok ünlü ve başarılı erkeklerin kadınlarla ilgili sinir bozan düşüncelerine yer verilmiş. Kitapta bahsi geçen kadınların geçmişte yaptıkları ve başardıkları kitabın son üç sayfasında anlatılmış.

Hem gülmek hem bilgilenmek hem kadın hareketinin neden çok önemli olduğunu hala anlamamışsanız ve anlamak isterseniz bu kitabı her cinsiyetten insana öneririm.



26 Mart 2021 Cuma

Lao Tzu - "Tao Te Ching" Kitabı

Say Yayınları’ndan 2019’da ikinci baskısı çıkan bu kitap 96 sayfa. Kitap iki kısımdan ve 81 bölümden oluşuyor. Kitabın arka kapağında Tao “yol”, te “erdem”, ching’in ise “kitap” anlamına geldiğini açıklanmış. Kitabın ilk kısmında yol ve ikinci kısmında ise erdem ile ilgili öğretiler var.

Bazı bölümler bana hitap etmese de kalan kısımlardan çok etkilendim. İçerikten mi çeviriden mi kaynaklı bilmiyorum, kitap beklentimi tam anlamıyla karşılamadı, kitabın ruhu yok sanki, kıyaslama yapabilmek için diğer çevirilere göz atmakta fayda var.

“İçindeki sen korur, onu özgür bırak.”

“…akıl ve açgözlülük ile birlikte ikiyüzlülük ortaya çıkar.”

“…mal mülk hırsından büyük daha yoktur.”

“Küçük olanı görmek açık görüşlü olmanın sırrıdır, yumuşak ve nazik olanı korumak gücün sırrıdır.”

“…iki düşman savaşırken bundan üzüntü duyan kişi savaşı kazanır.”

“Dünyada sudan daha yumuşak ve zayıf bir şey yoktur; ama katı ve güçlü olana en çok o karşı koyar.”




25 Mart 2021 Perşembe

Brooke Bolander - "Zararsız Tek Büyük Şey" Kitabı

Çınar Yayınları'ndan birinci baskısı Şubat 2020'de çıkan bu kitap 84 sayfa, 2 bölümden oluşuyor.

Tarihe kara leke olarak geçen ve çok konuşulmayan iki olayı birleştirip acıtan bir masal gibi kurgulanmış olan bu kitabın sayfalarını çevirdikçe kalbim de aynı şekilde yandı diyebilirim. 

20. yüzyılın başında elliden fazla işçi kadının öldüğü Radyum Kızları ve ölümü bile elektrik verilerek gösteriye dönüştürülen Fil Topsy'nin acıtan hayatları alınarak kitapta harika bir kurguyla işlenmiş.

Bir sürü ödüle aday gösterilen ve bir sürü ödül alan sert bir kurguya sahip bu kısa roman kadın hakları, hayvan hakları, işçi haklarına yönelik de kafamızda şimşekler çaktırıyor.

“İçinde hala nefes ve kan varken neden savaşmıyorsun? Neden ses çıkarmıyorsun, çırpınmıyorsun?”

“Ama hiçbir şey yapmamak, ihanet edilmeyi hak etmeyenleri mağdur etmekten başka hiçbir halta yaramadı şu güne dek. Yorgunum, Jodie. Sana olanlar, bize olanlar ve tüm bu olaylarla ilgili duyduğum öfke içimi öyle bir yiyip kemirdi ki doğru düzgün düşünemiyorum. Ve hep öfkeli olmak zorunda olmaktan yoruldum. Artık buna devam edecek enerjim yok; ama tüm bunlar bitmeden önce aramızdan birini daha öldürüp ellerini kollarını sallaya sallaya gezmelerine izin verirsem Tanrı belamı versin. Artık bir şey yapmak gerek.”

“Tanrım, biz insanlar daha, savunmaya geçmeden, birbirimize karşı olan bir milyon çeşit rezil, iğrenç davranışla yüzleşemiyoruz. Şimdi bunun doğru düzgün bir şekilde yapılma ihtimali ne olabilir ki?”

“Dünya öyle büyük ve aşağılık bir yer ki, ellerimiz ile ayaklarımız zincire vurulmuş bir halde bu dünyanın içinde ufacığız. Oyunun bize karşı kurulma şekline öfkelenip bağırıp çağırmaktan başka lanet bir şey yapamayan küçük, çaresiz mahluklarız.”

“Hiçbir şey Anne fillerden daha büyük değildi. Hep birlikte dağlardı onlar; sonsuzluklardı. Birbirlerine ve Öykülere sahip oldukları sürece, onları Hiç edebilecek ne bir diş ne de bir pençe vardı.”

“Yaşlı filin anlamadığı şey insanların gerçeklerle yüzleşmeye, özellikle de rahatsızlık veren gerçeklerle yüzleşmeye pek meraklı olmadıklarıydı.”

“…acele etme ihtiyacı içinde, her zaman, sonsuza dek, acele içindeler.”

“Birlikte yok oluşlarının şarkısını, birleşme, öğretme, bir araya gelme şarkısını söylemeye gidiyorlar.”

“Gök gürültüsü gibi şarkı söyleyin, ey Anneler!”

“Bunların altında neler yattığını unutma

Ve kendinden önce kimlerin geldiğini.”

“Zavallı şeyler,

Zavallı şeyler.

Kendini beğenmiş, zavallı aptal şeyler.”

 



24 Mart 2021 Çarşamba

Alan Watts - "Güvencesizlikteki Bilgelik" Kitabı

Sola Yayınları’nda ikinci baskısını 2018’de yapan 155 sayfalık bu kitap felsefe okumayı sevenler için güzel bir kitap, kitapta giriş ve önsözden sonra 9 bölüm var, giriş Deepak Chopra’dan olduğu için o kısımda bile altı çizilecek birkaç yer bulabilirsiniz.

Yaşam üzerine, şimdiki zamanın önemi üzerine o kadar güzel incelikli tespitleri var ki, dikkatle okunduğunda hayatınıza çok şey katabilecek bir kitap. Emek isteyen bir kitap olduğundan, birden çok kez okunabilir, her seferinde de diğer iyi kitaplardaki gibi farklı bir tat alırsınız.

“Alışılmadık bir güvencesizlik çağında yaşıyoruz.” diyen yazar, güvencesizliği kabul ederek korkudan kurtulmayı, acıyı kabul ederek ve o acıya dönüşerek acıyı bırakmayı, değişime direnmemeyi, ikiliği bırakarak ve bütünleşerek kabullenmenin inkardan ne kadar önemli ve dışsal hiçbir tecrübenin bize gerçekten yardım edemeyeceğini anlatıyor, bunun da bulunduğumuz anda kalmanın ve bulunduğumuz anı getirdikleriyle kabul etmenin sayesinde olabileceğini belirtip çeşitli tavsiyelerle yol gösteriyor.

“Daha derine inmeliyiz. İçimizde, doğada var olan bu yaşama bakmalıyız.”

“Gerçekliği “bilmek” için onun dışında duramaz, onu tanımlayamazsın; onun içine girmek, onun kendisi olmak ve onu hissetmek zorundasın.”

“Daima gelecek için yaşayarak yaşamın merkezi ve kaynağıyla bağlantımızı koparıyoruz.”

“Tek bir çiy tanesinin tüm gökyüzünü içinde barındırdığı gibi, öz sevgi döngüsünden kurtulan insan zihni de tüm evreni kendi birliğine çeker. Bu, yalnızca bir duygu olmaktan çok özgür eylemin ve yaratıcı ahlakın prensibi ve gücüdür.”

“Eğer benden Tanrı’yı göstermemi isterseniz size güneşi, ağacı ya da bir solucanı gösteririm. “Tanrı’nın güneş, ağaç, solucan ve diğer her şey olduğunu mu demek istiyorsun?” diye sorarsanız, asıl meseleyi tamamen kaçırdığınızı söylemek zorunda kalırım.”

“Gerçek geçmişe bakmıyorsunuz, geçmişin şimdideki izine bakıyorsunuz.”

“Çokluğun bir, birin çokluk olduğunu keşfetmek, her ikisinin de algı ve duygulara açık fakat mantık ve tanım için bir bilmece olan sesler ve kelimeler olduğunu idrak etmektir.”




 

23 Mart 2021 Salı

Khaled Hosseini - "Deniz Duası" Kitabı

Everest Yayınları’nda Ekim 2018’de birinci baskısı yapılan bu kitap 48 sayfa.

Kitap 2 Eylül 2015’te Bodrum açıklarından Yunanistan’a şişme botla gitmeye çalışırken annesi ve kardeşiyle beraber boğularak vefat eden ve bütün dünyanın unutamadığı o sahildeki fotoğrafıyla içimize işleyen 3 yaşındaki Aylan Kurdi bebek için yazılmış bir ağıt. Bir babanın oğluna yazdığı mektup şeklinde tasarlanmış. “Bu gece tek düşünebildiğim, denizin ne kadar da derin, engin ve umursamaz olduğu. Ve seni ondan korumaktan ne kadar da aciz olduğum.”

Kitap kısa, çizimler etkili, anlatılanlar tabii ki acı verici. Yazar güzel günleri anlatırken “Ama o hayat, o dönem şimdi bana bile rüya gibi geliyor, unutulup gitmiş bir söylenti gibi.” derken, o karanlık geceyle ilgili de “Bizi hakkımızda davetsiz misafir dendiğini duydum. İstenmeyenleriz. Kötü talihimizi de alıp başka yere gitmemiz isteniyor.” diyor ve ekliyor: “Hepimiz gündoğumunu hem sabırsızlıkla hem de korku içinde bekliyoruz. Hepimiz bir yuva arıyoruz.”

Yazar kitabın tüm gelirini, iyi niyet elçisi olarak görev yaptığı mültecilerle ilgili bir vakfa bağışlamış.

Khaled Hosseini’nin son kitabı olan bu kitap, benim okuduğum ilk kitabı oldu, sırada yazarın diğer 3 kitabı var.

“Ama bir görselerdi sevgilim.

Sahip olduklarının yarısını.

Bir görselerdi. O zaman daha

nazik olurlardı, elbette.




22 Mart 2021 Pazartesi

Dr. David R. Hawkins - "Güce Karşı Kuvvet" Kitabı

Butik Yayıncılık’tan 2019’da çıkan bu kitap 369 sayfa.

Kitaba heyecanla başlayıp ilerledikçe kitabın içine girmekte zorlandığımı söyleyebilirim, sonra da bitmesini istemedim.

İnsanların duyguları kinesiyoloji yoluyla ölçülüyor ve her duygunun belli bir frekansa ve güce sahip olduğu ortaya çıkıyor. Bilinç düzeylerinin önemi, örneğin bilinçteki ileriye doğru bir artışın frekansı ya da titreşimi nasıl etkilediği, bütün insanlık için önemini anlatıyor; çünkü herkes birbirine karşı sorumlu, hissettiğimiz şeyler ve düşündüklerimiz sadece bizi değil bütün dünyayı ilgilendiriyor ve etkiliyor.

Kitaptaki çalışma 1965 ocak ayında başlayıp 1994 haziran ayında bitmiş ve içeriğin çoğu doktora tezi çalışmalarında geliştirilmiş. Kitap 20 yıl süren ve milyonlarca kalibrasyon içeren yoğun bir araştırmanın ürünü ve sonunda da bir bilinç haritası çıkarılmış.

Bir kere okumayla yetinilecek bir kitap değil. Fırsat buldukça tekrar tekrar okumak ve altını çizdiğim yerleri yeniden değerlendirip sizlerle de paylaşmak istiyorum.

“Dışsal çalışma asla küçük olamaz, eğer içsel çalışma büyük ise. Ve dışsal çalışma asla büyük olamaz, eğer içsel çalışma küçük ise.”

“Sevgi nefretten güçlüdür; gerçek bizi özgürleştirir; bağışlayıcılık her iki tarafı da serbest bırakır; koşulsuz sevgi iyileştirir; cesaret güçlendirir ve Tanrısal vasfın/gerçekliğin özü huzurdur.”

“Kendin dahil her şeye ve herkese karşı istisnasız her zaman nazik ve bağışlayıcı ol.”

“Radikal gerçeklik şudur: Her şeyin özünü anlamak Tanrı’yı bilmektir.”

“Mahir olanlar kendilerini belli etmezler, safmış gibi görünürler. Bunun bilincinde olanlar mutlak olanın örüntülerinin de farkındadır. Örüntüleri tanımak incelikli güçtür. İncelikli güç her şeyi harekete geçirir ve adı yoktur.”




21 Mart 2021 Pazar

Melda Davran - "Kız Gücü Hikayeleri" Kitabı

2019’da ilk baskısını yapan 200 sayfalık bu kitap Mona Kitap’tan çıkmış.

Kitabın içinde birbirinden değerli ve önemli 40 kadının doğumlarından ölümlerine kadar ya da yaşamlarının şu anki noktasına kadar neler yaptığı, nasıl oldukları kişi olduğu, nelerden vazgeçtikleri, ne fedakarlıklarla oldukları kişi oldukları, istedikleri kişi olmak için asla pes etmedikleri çok akıcı ve anlaşılır bir dille anlatılıyor.

Kitabı elinize alınca bırakmak istemiyorsunuz. Anlatılan her muhteşem kadından önce onun bir resmi konulmuş, bitirirken de kendi cümlelerinden alıntılar yapılmış. Çoğu yerde gözlerim doldu, çoğu yerde tüylerim diken diken oldu, tamamında gururlandım ve sonunda kadın olduğum için çok mutlu oldum. Umarım hepimiz ilerde güzel hatırlanacak ve iz bırakan insanlar oluruz.

Hele şu dönemde umutsuzluğa düşmeyi aklından geçiren birileri varsa hemen bu kitabı okumalı. Kitapta bir kere tarih var, bizim tarihimiz, bizim kadınlarımızın tarihi. Umutsuzluk yok, umutsuzluk bize yasak, daha özgür bir gelecek için mücadele bizim kanımızda var!

Kitaptaki kadınlar: Afife Jale, Aslı Erdoğan, Aysel Gürel, Ayşe Kulin, Azra Erhat, Bahriye Üçok, Betül Mardin, Bilge Olgaç, Denizkızı Eftalya, Duygu Asena, Fatma Aliye, Füreya Koral, Güher-Süher Pekinel, Gülriz Sururi, Halet Çambel, Halide Edip Adıvar, Leyla Gencer, Maryam Şahinyan, Melek Kobra, Meral Okay, Mina Urgan, Muazzez İlmiye Çığ, Müzeyyen Senar, Nene Hatun, Nermin Abadan Unat, Nezihe Muhiddin, Nihal Yeğinobalı, Piyale Madra, Sabiha Gökçen, Safiye Ayla, Safiye Erol, Semiha Berksoy, Suat Derviş, Şafak Pavey, Tezer Özlü, Thilda Kemal, Türkan Saylan, Ümmiye Koçak ve Yıldız Kenter.



20 Mart 2021 Cumartesi

Virginia Woolf -" Kendine Ait Bir Oda" Kitabı

Aspendos Yayıncılık’tan Aralık 2017’de çıkan bu kitap 144 sayfa.

Yazar kitapta kadınların bireyselliğini sorgularken, aslında bir yandan da tarihten örnekler gösterip kadınlara hiçbir zaman unutmamaları gereken öğütler veriyor. Ataerkil düzende sorulmuş olan kadınların neden bir Shakespeare çıkarmadığı sorusundan yola çıkarak, bir kütüphaneye gidip oradaki kitapları inceleyip erkek edebiyatıyla kıyaslamalı kısa bir kadın edebiyatı tarihçesi çıkardıktan sonra, kadınların kendine ait bir odasının olmasının neden önemli olduğunu anlatıyor.

Altı çizilerek, kafanıza kazıyarak okunması gereken bir kitap; çünkü kadın olmak en başından beri kolay değildi, kadın hareketinin içinde büyük mücadeleler var ve ne yazık ki yaşadığımız yüzyılda bu mücadele tüm can sıkıcılığıyla hala var!

Yazarın kadınlar için en zor koşullarda bile eşitsizliklere ve haksızlıklara karşı mücadele edip sesini duyurmasını istediği bu kitabı her cinsiyetten insanın alıp, muhakkak okumasını tavsiye ederim.

 

Kitaptan Alıntılar:

“Neden erkekler şarap içerken kadınlara su düşüyordu? Neden bir cins sefa sürerken diğeri sefil haldeydi? Yoksulluk kurmacayı nasıl etkiliyordu?”

“Bir yılda kadınlar hakkında kaç kitap yazıldığına dair bir fikriniz var mı? Peki, erkeklerin kaç kitap yazdığına yazdığıyla ilgili bir fikriniz var mı? Evrenin en çok sözü edilen hayvanı olabileceğinizin farkında mısınız?

“Toplumda ne şekilde kullanılırsa kullanılsınlar, aynalar tüm şiddetin ve yiğitliklerin temelindedir. İşte bu nedenle gerek Napolyon gerek Mussolini kadının zayıflığında diretmiştir; çünkü kadınlar daha aşağı olmadıkça kendileri büyüyemezdi. Bu durum erkeklerin kadınlara ne denli ihtiyaç duyduğunu bir nebze olsun açıklamaya yetiyor.”

“Çünkü kadın doğruları konuşmaya başlarsa erkeğin aynadaki görüntüsü küçüldükçe küçülür, hayat karşısında direnci kırılır.”

“Böylece çok acayip, karma bir varlık çıkıyor ortaya. Hayal dünyasında çok büyük öneme sahip, gerçekte ise hiçbir önemi yok. Şiirin dört bir yanını sarmış, tarihte ise esamesi okunmuyor. Kurmacada krallar ve fatihlerin hayatını yöneten, gerçekteyse ailesinin parmağına zorla yüzüğünü taktırdığı bir oğlanın kölesi. Edebiyatın en ilham verici sözlerinden, en derin düşüncelerinden bazısı onun dudaklarından dökülürken; gerçek hayatta hemen hiç okuyamaz, yalan yanlış yazar, kocasının malıdır.”

“Şu yaşlı beyler insanı fazla düşünmekten nasıl da kurtarırdı! Yaklaşımları karşısında cehaletin sınırları nasıl da geri çekilirdi! Kediler cennete gitmezmiş. Kadınlar Shakespeare’in oyunlarını yazamazmış.”

“…on dokuzuncu yüz yılın sonlarına kadar çok varlıklı, soylu bir aileden gelmedikçe bir kadının sessiz veya ses geçirmez bir odayı bırakın, kendine ait bir odası olması söz konusu değildi.”

“Dünya, kadına erkeğe dediği gibi, “İster yaz ister yazma umrumda değil.” demiyordu. Yüzüne karşı nahoş bir kahkaha atarak “Yazmak mı? Sen yazsan ne çıkar? diyordu.”

“”Bir kadının varlığının temelleri” demişti Bay Greg, “ihtiyaçlarının erkek tarafından karşılanması ve onun da erkeğe hizmet etmesidir.” Entelektüel açıdan kadınlardan bir şey beklenemeyeceğine dair bir yığın eril görüş vardı.”

“”Efendim beste kadın arka bacaklarının üstünde yürüyen köpek gibidir. Yaptığı iş bir şeye benzemez ama yapılmış olması bile insanı şaşırtmaya yeter.” İşte tarih böyle şaşmaz bir tekerrürden ibarettir.”

“Toplumun düzenine boyun eğmeli, “dünyadan elini eteğini çekmeliydi.””

“İsterseniz kütüphanelerinize bin kat kilit vurun ancak zihnimin özgürlüğüne ne bir kilit, bir süngü vurabilir ne de üzerine kapılar kapatabilirsiniz.”

“Kadın olduğumuza göre, geçmişe annelerimizin gözünden bakmamız gerekiyor. Erkeklerin yardımından medet ummanın faydası yoktur, olsa olsa kendi zevkimiz için başvururuz onlara.”

“Zihinsel özgürlük maddi şeylere bağlıdır. Şiir ise zihinsel özgürlüğe bağlıdır. Kadın yalnız iki yüzyıldır değil, dünya var olduğundan beri hep yoksul olmuştur. Kadınların Atinalı kölelerin oğullarından bile az zihinsel özgürlüğü vardır. O halde şans, şiir yazacak kadının yüzüne de gülmez. Tam da bu nedenle paranın ve kendine ait bir odanın önemini vurgulayıp durdum.”

“…ne kadar kıyıda köşede kalmış, ucu bucağı görünmeyen konu varsa o konuda tereddüde kapılmadan her tür kitabı yazmanızı rica ediyorum.”

“Bay H-John Langdon Davies kadınları, “Çocuklar istenmez olduğunda kadınlar da gereksizdir.” diyerek uyarmış. Umarım bir kenara yazarsınız.”




12 Mart 2021 Cuma

Fausto Brizzi - "Bir Vegan İle Evlendim" Kitabı

 

Pan Yayıncılık’tan 2020 yılında ilk baskısını yapan bu kitap 144 sayfa. Kitabın yazarı senarist, yapımcı ve film yönetmeni; evlendiği kişi ise aktris. Kitapta anlatılanlar ise gerçek!

Az önce ufak bir Google aramasıyla öğrendim ki, boşanmışlar ve Fausto geçen sene kendinden 17 yaş küçük bir atletle evlenmiş. Ufak bir profil gezintisinden sonra bu yeni çiftin sık sık vegan olmayan yiyeceklerle fotoğraflarına denk geldim ve Fausto da kilo almış gibi görünüyor. Neyse bu kadar magazin yeter. Gelelim kitabımıza…

Kitabı kahkahalarla okudum ve gülmekten gözümden yaş aktı. Vegan olmayan ve vegan olan iki insanın bir araya gelmesiyle neler yaşanır, nasıl bir flört ve evlilik dönemi olur, hamilelik süreci nasıl geçer sorularının Fausto ve eşine göre cevapları var kitapta.

Kitabın dili anlaşılır, kitap akıyor, elinizden bırakamıyorsunuz.

Fausto vegan olmakta zorluk çekiyor; ancak bir hayvan çiftliğini ziyaret ettikten sonra ki bu çiftlikte öldürülmekten son anda kurtarılmış ve çoğunun engelli olduğu domuzlar, inekler ve keçiler var, bir daha et yemek onun için çok zorlaşıyor. Tabağında et olduğu her seferinde o çiftlikte bağ kurduğu hayvan dostlarını yiyecekmiş gibi hissedip, yemekten vazgeçiyor ve sonunda çoğu kişinin yaşadığı durumdan çıkamıyor, vejeteryan oluyor; çünkü onun için artık et yememek kolay; fakat süt ürünleri yememek çok zor hale geliyor, bu sebeple eşinden gizli gizli bunları her fırsatta tüketiyor.

Aslında kitabı eşime hediye etmiştim; ama ondan önce ben okudum, eminim o da keyifle okuyacak. Bizim evde kurallar burdaki kadar katı değil, hayatımız olabildiğince doğa dostu ve vegan; ama yiyecek konusunda sadece ben veganım. Fausto’nun eski eşi Claudia’dan bu kitap sayesinde yeni şeyler öğrendim, oruç konusunda daha da cesaretlendim.

Vegansanız, vejeteryenseniz ya da hiçbirisi de değilseniz önemli değil; bu kitap herkese göre ve eminim birkaç konuda fikrinizi değiştirip sizi cesaretlendirebilir. Bunlar olmasa bile okurken eğlenceli dakikalar yaşayacağınızı garanti edebilirim.

Kitaptan Alıntılar:

“Zihnimde yankılanan tek bir soru vardı: Tanrı en güçlü virüs öldürücü olarak neden sarımsağı değil de çilek ya da karpuzu seçmemişti? Sevgili Tanrım, ben bağışla; ama yaratıcı yeteneğine yakışmayacak bir seçim olmuş bu.”

“Artık “Önlemek, tedavi etmekten iyidir.” söylemi sadece deyim değil, acıklı bir gerçek. Acıklı çünkü ilginç bir tesadüf sonucunda kaçınılması ve yapılmaması gereken şeyler genellikle bize keyif veren şeyler.”

“Veganların büyük çoğunluğunun bedenen ve ruhen son derece sağlıklı kişiler oldukları gerçeğini kabul etmemem mümkün değildi. Samimiydiler, dayanışmacıydılar, temelde iyi insanlardı. Olasılıkla dünyadaki hükümetlerin başında veganlar olsaydı, daha iyi bir gezegenimiz olurdu.”

“Vegan olmak veya veganlığa geçmek hele İtalya’da hiç kolay değil; ama kaçınılmaz bir durum. Dünya bu yönde ilerliyor ve gelecekte bizimki her şeyin yeniden başladığı bir dönem olarak anımsanacaktır: Veganlığın Doğuşu. Sağlık dünyasında milyarlarca avro tasarruf edilecektir.”

“İnanıyorum ki haftada bir gününü tam oruca ayırmak, insana kötü gelmediği gibi karakterinin düzelmesine, ahlaki bir seçim sergilemesine ve sağlığını korumasına yarar. Bilimin ışığında doğru beslenme ve haftada en azından bir gün oruç tutmak yeni ve canlandırıcı bir hayat tarzını temsil eder.”




 

11 Mart 2021 Perşembe

Aminder Dhaliwal - "Kadınlar Alemi" Kitabı

Mart 2021’de Yabancı Yayınları’nda ilk baskısını yapan bu kitap 256 sayfa. Aminder Dhaliwal 2017’de Instagram’da Kadınlar Alemi’ni paylaşmaya başladıktan sonra beğenilince kitap fikri ortaya çıkmış, aslında kendisi Disney TV’de yönetmenlik yapıyor.

Bu kitap uzun zamandır başıma gelen en güzel şeylerden biri. Her sayfadaki öykü birbirinden bağımsız, karakterler aynı. Dünyadaki erkeklerin sayısı yavaş yavaş azalıyor ve sonunda hiç kalmıyor, modern dünyanın yerle bir oluşuyla yaşanan bu kıyamet sonrası kadınlarla yepyeni bir dünya doğuyor. Kitabın eğlencesi de bundan sonra başlıyor şu sözlerle: “Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde artık hiç erkek yokmuş.”

Bir dünya düşünün, dünya liderleri zirvesinde sadece kadınlar var, bütün işleri sadece kadınlar yapıyor, çocuklar hayatında hiç erkek görmemiş ve erkekler onlar için bir masal gibi, eğer feminizm kadın ve erkek bağlamında cinsiyet eşitliği demekse erkeklerin neslinin tükendiği bir dünyada feminizmin de bitişini sorgulayan, kadın ve erkek olmanın sadece içine doğduğumuz bedenle kısıtlanamayacağını gösteren…

Son zamanlarda okuduğum en eğlenceli, komik, sorgulayan, yaratıcı ve ataerkilliği mizahi bir şekilde eleştiren bu kitabı okurken hem eğleneceksiniz hem de yaşadığımız dünyayı sorgulayacaksınız.




9 Mart 2021 Salı

Ryszard Kapuscinski - "Bu İş Siniklere Göre Değil" Kitabı

Kitap Delidolu Yayınları tarafından ocak 2019’da basılmış, 108 sayfa. Kitap Polonyalı ünlü gazeteci Ryszard Kapuscinski’nin gazetecilik mesleğinin ilkelerine, yöntemlerine, zorluklarına, entelektüel ve ahlaki sorumluluklarına dair fikirlerini, deneyimlerini ve gözlemlerini anlattığı 3 söyleşiden oluşuyor. Kitabın son kısmında da “Görme Biçimleri” kitabıyla bildiğimiz John Berger’le yapılan söyleşi var.

Sinizmin gazetecilikle bağdaşmadığını, dürüst gazetecilik anlayışını, üçüncü dünya ülkelerinin zorlu şartlarını; sağlam bir ahlâkî duruşun, deneyimin, risklerin üzerinden gazetecinin nasıl olması gerektiği, gazeteciliğin günün yirmi dört saatini kaplayan bir iş olduğunu, devamlı derinleşme, okuma zorunluluğu içerdiğini, bir gazeteci için tarih bilgisinin ne denli önemli olduğunu, gazeteciliğin gerçek anlamda yapıldığında aslında nasıl zor bir meslek olduğunu ve tüm baskılara rağmen sessizlerin sesi olması gerektiğini anlatıyor. Kısacası kitap "dürüst gazetecilik" anlayışının bir özetini sunuyor.

Kitaptan Alıntılar:

“Serbest dolaşımdaki, özgür, kaçak, başkaldıran, üniformasız ve ruhsatsız, zorbaların korkulu rüyası olan sözcüklere ihtiyaç vardır.”

“Günümüz medyası, birbirlerinden ayrılamayan koyun sürüsü gibi hareket ediyor.”

“Medyada yer alan görüntülerdeki terör, bizi ya bir terörist ya da suskun birer görgü tanığı haline getiriyor. Böylece her birimiz sürekli olarak şantaja uğramış oluyoruz. Çünkü kendisine gösterilenler karşısında nasıl hareket ettiği sorusu, sadece bir görgü tanığına yöneltilebilir. Tüm iletişim araçlarının en sahtekarı televizyon, böylelikle ahlaki bir merci olup çıkıyor.”

“Kibrin cazibesine kapılarak alçakgönüllülükten saparsanız, dikkat toplama becerinizi kaybedersiniz.”

“Tarım alanında felaketi yaşadığımı bugünlerde neler yapmamız gerektiğine dair birilerinin bir şeyler yapmasını bekliyoruz sadece!”

“Şüpheci, gerçekçi ve temkinli olmak gazetecilik yapabilmenin temel şartlarıdır. Sinik olmak ise bambaşka bir meseledir. Gazetecilik mesleğiyle de bağdaşmaz. Sinizm, ciddi düşünüldüğünde, bizi mesleğimizden otomatikman uzaklaştıran, insanlık dışı bir tutumdur. Doğal olarak burada ideal gazetecilik anlayışından söz ediyoruz, sıklıkla gördüğümüz kötü gazetecilik örneklerinden değil.”

“Bugün nereye doğru gittiğimizi anlamak için siyasete değil sanata bakmak lazım. Dünyanın yavaş yavaş ne yöne doğru ilerlediğini ve hazırlanmakta olan büyük değişimleri önceden açık bir şekilde işaret eden her zaman sanat olmuştur.”




6 Mart 2021 Cumartesi

Neval El Seddavi - "Sıfır Noktasındaki Kadın" Kitabı

Metis Yayınları’nın ekim 2019’da dokuzuncu baskısını yaptığı bu kitap 112 sayfa. İlk geçen sene okumuştum, dünden bugüne ikinci kez okudum.

Mısırlı feminist yazar Neval El Seddavi, ölüm hücresindeki Mısırlı fahişe Firdevs’le konuşup ondan hayatını, yaşadıklarını, kadın olmanın ne demek olduğunu, nasıl fahişe olduğunu dinliyor.

Yazarın dili ve Firdevs’in hayatı bileşince kitap sarsıcı, vurucu, akıcı ve duyguları allak bullak eden klasik bir eser haline gelmiş.

“Köle bir eş olmak yerine özgür bir fahişe olmayı” seçen Firdevs’in gerçek hayat öyküsünü okuduktan sonra boğazınızda kocaman bir yumruyla neye uğradığınızı şaşırmış bir halde kalacaksınız.

Kitaptan Alıntılar:

"Bütün bu hükümdarların erkek olduğunu keşfettim. Ortak yanları hırslı ve çarpık bir kişilik, paraya, cinselliğe ve sınırsız güce karşı doymak bilmez bir iştahtı. Dünyaya kötülük tohumlarını eken, halklarını talan eden erkeklerdi bunlar; kalın sesli, ikna yeteneğine sahip, tatlı sözler seçip söyleyen, zehirli oklar atan erkeklerdi. Gerçek yüzleri, ancak ölümlerinden sonra ortaya çıkıyordu. Böylece tarihin aptalca bir inatçılıkla kendini tekrarladığını keşfettim."

"Benden neden bu kadar korktuklarını biliyordum. Çirkin gerçekliklerinin maskesini çekip almış, onların gerçek yüzünü ortaya koymuş tek kadındım."

"-"Annem suçlu değildi. Hiçbir kadın suçlu olamaz. Suçlu olmak için erkek olmak gerekir."

-"Hele bak, neler söylüyorsun sen?"

-"Topunuzun birden suçlu olduğunu söylüyorum: babalar, amcalar, kocalar, pezevenkler, avukatlar, doktorlar, gazeteciler, her meslekten bütün erkekler."

-"Vahşi ve tehlikeli bir kadınsın sen."

-"Ben gerçeği söylüyorum. Gerçek vahşi ve tehlikelidir.""

"Caddeyi tümüyle kaplayan bu insan selinden şaşkına dönmüştüm; ama kendilerini de başkalarını da göremeyen kör yaratıklar gibi hareket etmeleri beni daha da şaşırttı. Birden kendimin de onlardan biri olduğumu kavrayınca, hayretler içinde kaldım. Bu kavrayış bende önce bir memnunluk yarattı; ancak hemen sonra bu duygu yerini çevresindeki dünyayı algılamak üzere gözlerini ilk kez açan; ama hiç bilmediği yepyeni bir ortama girdiğini fark eder etmez çığlığı basan bir bebeğin endişesine bıraktı." 

"Çünkü gelecek, istediğim renklerle boyamak üzere hala benimdi. Özgürce karar vermek, istersem değiştirmek üzere hala benim..."




4 Mart 2021 Perşembe

Kolektif - "Dünyayı Değiştiren Konuşmalar" Kitabı

İndigo Kitap’tan ilk baskısı nisan 2019’da çıkan bu harika kitap 366 sayfa.

Kitapta müthiş bir emek var. Tarihe damga vuran kişilerin unutulmaması gereken konuşmalarını paylaşmadan önce o kişilerin doğumundan ölümüne kadarki yaşadığı önemli olaylar ve o kişinin o unutulmaz konuşmayı yapmadan önce o konuşmayı yapmasını gerektirecek olaylar titizlikle anlatılmış ve bir fotoğrafla da daha cazibeli hale getirmiş.

Bu kitap tarih sevenler için müthiş bir hediye, tarih sevmeyenlere de tarihi sevdirecek kadar ilgi çekici.

Her dinden, her ülkeden, savaşlardan, ölümlerden, özgürlük çağrılarından, anmalardan, kutlamalara kadar her konudaki konuşmaya yer veren bu kitap daha önce dikkatimi çekmeyen bir konuyu fark etmemi sağladı: Politikacıların çoğu ya hukuk mezunu ya din adamı ya da sanat geçmişi olan insanlar. Martin Luther King ve Ronald Regan’ın sosyoloji mezunu olduğunu da bilmiyordum.

Kitapta eksikliğini hissettiğim tek şey Atatürk’ten ya da ülkemizden de bir ya da iki konuşma olmamasıydı. Onun dışında okuduğum en güzel kitaplardan biri olarak kütüphanemdeki yerini alacak.




 

3 Mart 2021 Çarşamba

Frédéric Maupomé - "Duvar" Kitabı

2020’nin şubat ayında ilk baskısını yapan, Frédéric Maupomé'un yazıp Stéphane Sénégas'nın resimlediği bu kitap Uçan Balık Yayıncılık’tan çıkmış.

Önemsenmeyip küçük görülen her problemin nasıl daha sonra dev bir duvar haline geldiği -tıpkı kaynayan kurbağa hikayesindeki gibi- ve sonunda da o duvarın nasıl yıkıldığını anlatan, ilham veren, yüreklendirici bir hikaye.

Çok nitelikli, derin, her kütüphanede bulunması gereken bir kitap. Çocuk kitabı olsa da sadece çocukları düşünmeye yönlendirmiyor, dayanışma ve mücadeleyi de anlatan bu 52 sayfalık dev kitabı bence aynı zamanda yetişkinler de okumalı, oyun hakları ve özgürlükleri kısıtlanan bu ufaklıkların boyun eğmeyen yüreklerine bakıp umutlarını tazelemeli.

“Başlangıçta, sadece bir çizgiydi, zar zor fark ediliyordu.”

“Duvar ne kadar yüksekse, bizler o kadar küçüktük.”



John Shirley - "Yeni Tabular" Kitabı

İlk baskısını 2018’de Ayrıntı Yayınları’ndan yapan bu kitap 112 sayfa. Kitabın yazarı aynı zamanda senarist ve şarkı yazarı. Kitapta yazar...