Turhan Kitabevi’nden ilk baskısını 2004’te yapan bu kitap 156 sayfa. Şu anda gözden geçirilmiş yedinci baskısı 192 sayfa olarak görünüyor kitabevinin sayfasında. Ben tabii ki ilk baskısına sahip olduğum için ve kitabın yazarı Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden hocam olduğu için kendimi müthiş şanslı hissediyorum. Kendisi şu anda Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ndeki öğrencilerini şanslı hissettiriyor.
Kitabı yıllar sonra şimdi yeniden okuduğumda oluşan ilk düşünce
“Keşke hocam daha çok kitap yazsa.” oldu. Sosyolojiyle aranızda mesafe varsa, sosyolojiden
korkuyorsanız ve sosyolojiyi anlamıyorsanız bu kitabı okuduktan sonra tüm bu
ihtimaller ortadan kalkıyor. Kitap aynı zamanda çok kapsamlı, dili anlaşılır,
örnekler hayattan. Sosyoloji meraklıları için harika bir başlangıç kitabı.
Kitap ön söz, giriş, kaynakça kısmı hariç on bir bölümden
oluşuyor. Giriş kısmında görünenin arkasındaki sorgulama yolları anlatılırken
sosyolojinin amacı, kendimizi nasıl kalıp düşüncelere hapsettiğimiz, eleştirel
düşünme ve eleştiri ölçütlerine değiniliyor. Kitabın birinci bölümünde
sosyolojik teorinin entelektüel ve tarihi gelişimi, klasik ve modern
sosyolojinin kurucuları, ülkemizde sosyolojik düşüncenin öncülerine yer
verilmiş. İkinci bölümde yöntem ve Comte, Marx ve Durkheim’ın yöntem
anlayışlarına değinilmiş. Üçüncü bölümde sosyalizasyon ve toplumsallaşma
mekanizmaları anlatılmış. Dördüncü bölümde toplumsal gruplar, beşinci bölümde
toplumsal kategoriler altıncı bölümde toplumsal statü ve rol dağılımı, yedinci
bölümde toplumsal tabakalaşma, sekizinci bölümde toplumsal hareketlilik,
dokuzuncu bölümde kültür, onuncu bölümde toplumsal kurumlar, on birinci bölümde
ise toplumsal kontrol mekanizmaları anlatılmış. En sonda da kaynakçaya yer
verilmiş. Her bölümün sonunda ya bölüme ilişkin tamamlayıcı sorular ya da okuma
parçası var.
Daha ön sözden itibaren sizi etkisi altına alacak bu kitabı bütün sosyoloji meraklılarına tavsiye ediyorum.
“Evrende makro mikroda yansıma bulur, mikro da kendini makro
içinde tamamlanmış hisseder.”
“Sosyolojik bakış açısı, olaylara analitik bakmayı
gerektiren ve baktığınız yere göre bakışınızın değiştiğinin farkındalığını
getiren bir analitik değerlendirmedir. Dersin ilk gününde, öğrencilerime
sorduğum ilk soru, "içinizde okuma yazma bilmeyen var mı" olur ve
sorunun yanıtı hep bir ağızdan söylenen "hayır"la verilir. Bunun
arkasından öğrencilerime, Japonca ya da Çince bir metin uzatır ve okumalarını
rica ederim. Bir şaşkınlık ve gülüşme sonrası "ama hocam biz Türkçe okuma
yazma biliyoruz, bize bunu sordunuz diye düşündük" derler. Sosyolojik
bilginin aslında Japonca metni çözmek bilgisine sahip olmak anlamına
geleceğini, dilin bir semboller sistemi olduğunu bunu çözebilmenin bilgisinin
sosyolojik bakışta yattığını ve bu bakışı kullanamamanın sebebinin öncelikle
kalıp yargılarımız da olduğunu anlatır ve ilk konuya böylece girerim.”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder