İlk basımını Nisan 2016’da, benim okuduğum bu üçüncü basımını Ocak 2019’da yapan bu kitap 64 sayfa.
Kısa olduğuna bakmayın, titizlikle okunması gereken ve “kolay”
olmayan bir kitap, içerik ne kadar ilgi çekici olsa da belki de bu “zorluk”
çeviriden kaynaklı olabilir.
Alman sosyolog Georg Simmel bireysel ilişkiler üzerine temellendirilen
gizlilik kavramını titizlikle ele alırken gizliliği yalan ve dışlanma gibi konularla
da ilişkilendirmiş. Ben okurken çok keyif aldım ve öğrendim. Sosyolojiye yeni
başlayanlar bu kitabı daha sonraya erteleyebilir.
“İşin doğası gereği, insanlar arasındaki bütün ilişkiler
birbirleri hakkında bir şeyler bildikleri ön koşuluna dayanır. (…) Her bir
sosyal tabaka içinde birey, diğer bireylerin her birinin yaklaşık olarak ne
kadar kültüre sahip olduğunu varsayacağını bilir. Kişisel olarak farklılaşmış
bütün ilişkilerde, aşikâr çekincelerle doğrulayabileceğimiz gibi, her birimin
sözler ve eylemler yoluyla diğer birime kendini açığa vurma derecesinin
yoğunluk ve tonu gelişir. Bütün bu bilmede ne kadar hata ve saf önyargının
gizlenmiş olabileceği önemsizdir.”
“İnsan dışında, kendini gösterme ya da gizleme becerisine sahip
başka bir özne daha yoktur; başka hiçbir özne anlaşılmayı ya da yanlış
anlaşılmayı göz önünde bulundurarak tutumunu değiştirmez.”
“Sosyolojik yapılar en belirgin olarak, içlerinde kullanılan yalan
ölçüsüne göre farklılaşır.”
"Eksiksiz karşılıklı şeffaflık diye bir şey olsaydı,
insanların birbirleriyle kurdukları ilişkiler hayal edilemeyecek bir şekilde
değişirdi. Farklı ortaya koyuşların birbirinden çok uzak olabilecek sayısız
kökenden kaynaklanması ve her miktarın aynı anda diğer küçük ya da büyük
ölçülere kıyaslanmasına bağlı olarak hem küçük hem de büyük olarak hesaplanan
insan doğasının ikiliği, sosyolojik ilişkileri genel bir ikilik içinde düşünmeyi
gerekli kılar; yani sosyalleşme güçlerini oluşturan birlik, uyum, ortaklığın,
toplumun gerçek yapısını oluşturmak için mesafe, rekabet, uzaklaştırma ile
kesintiye uğraması gerekir."
“Maddi mülk aynı zamanda ego’nun bir uzantısıdır -mülkiyet
sahibine itaat eden şeydir, tıpkı, farklı bir derecede olsa da, bedenin ilk “mülkümüz”
olması gibi- ve bu mülkiyete yapılan her türlü ihlal kişiliğe karşı bir tecavüz
olarak görülür; yani ihlalin merkezinde egonun ihlali anlamına gelen bir ruhsal
özel mülkiyet vardır. Gizlilik, hayatın mahrem içerikleri alanına saygı duyan
bir adalet hissinden başka bir şey değildir.”
“Düşünmeden edilmiş bütün sözleri açgözlülükle gözetlemek; en
küçük bir eylem ya da ses tonunun anlamı gibi, sıkıcı soruşturma ısrarı; şu ya
da bu ifadelerden ne anlam çıkarılabileceği; belirli bir isimden
bahsedildiğinde yüz kızarmasının anlamı- bütün bunlar harici sır tutma sınırını
aşmaz; tamamen kişinin kendi zihninin işidir ve dolayısıyla öznenin
sorgulanamaz haklarına dahildir.”
‘’Gizlilik insanlar arasına bariyerler yerleştirir ama aynı
zamanda dedikodu ya da itiraf yoluyla bariyerleri yıkma cazibesi de sunar. Bu
cazibeye bir üst ton olarak sırrın ruhsal hayatı da eşlik eder. Böylece sırrın
sosyolojik anlamı, uygulamadaki ölçüsü ve işleme şekli, sırrı kendine saklama
kapasitesinde ya da ihanet etme dürtüsüne karşı direncinde aranmalıdır. Bu
saklama ve açıklama oyunundan insan ilişkilerinin nüansı ve kaderi ortaya
çıkar.’’
“Gizlilik grup üyelerinin karşılıklı ilişkisini, daha doğrusu bu
ilişkiyi oluşturan diğer etkileşim formlarıyla olan bağlantısını karakterize
ederken, “gizli toplulukların” oluşmasıyla, bir bütün olarak grubun sınırları
dışına da yayılabilir. Bir bireyin varlığı, yaptıkları ve sahip oldukları bir
sır olarak kalmaya devam ettiği sürece, bireyin genel sosyolojik önemi
izolasyon, antitez, egoist bireyselleşmedir. Bu durumda gizliliğin sosyolojik
anlamı dışsaldır. Ancak böyle bir grup gizliliği varoluş şekli olarak değerlendirdiği
anda, gizliliğin sosyolojik anlamı içseldir.”
“Dışlanmayan herkes içeridedir. (…) Açıkça dışarıda bırakılmayan
kişi içeridedir ve açıkça içeriye alınmayan kişi dışarıdadır.”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder