14 Mayıs 2021 Cuma

Khaled Hosseini - "Bin Muhteşem Güneş" Kitabı

 

İlk baskısını Nisan 2008’de yapan, okuduğum 10. baskısını Ağustos 2009’da yapan bu kitap 492 sayfa.

Kitaba bu öğleden sonra başladım, az önce bitirdim; yani yine taze duygularla yazıyorum.

Khaled Hosseini’nin ikinci kitabı olan “Bin Muhteşem Güneş”i, ilk kitabı “Uçurtma Avcısı”ndan hemen sonra okumaya karar vermiş olmamın ne kadar doğru olduğunu gördüm; çünkü yazar bazı kısımlarda birinci kitaba hep göz kırpmış, böylelikle olayların eş zamanlı şekilde kurgusunu aktarmış, bu da kitaba ayrı bir anlam ve güzellik katmış.

İlk kitaptaki gibi ağlamasam da, kitap bittiğinde boğazımda yine kocaman bir yumruk vardı ve gözlerim de doluydu. Yine ilk kitaptaki çığlık atma, haykırma, çaresizlik, umut, umutsuzluk, öfke, sevgi, keder hislerini yoğun şekilde yaşadım. Kendimi bu duygulardan dolayı yine çok bitkin hissediyorum ve böyle bitkin hissettikçe insanlık için adalet, eşitlik arzumla insanlara karşı öfkemle umudum aynı oranda artıyor. Umarım insanlar olarak her düşüncenin, inancın fanatiklerinden ve her türlü adaletsiz, vicdansız, bölen, ayrıştıran, kayıran, zarar veren zihinlerden bir an önce kurtuluruz.

Müthiş bir yazar, bu kitapla da ona olan hayranlığım biraz daha arttı, kitabı elimden bırakamayacağım kadar büyük bir merakla okudum, bunu yakalamayı her yazar başaramıyor. Üçüncü kitabı “Ve Dağlar Yankılandı”ya hemen başlayacağım ve ardından yine son kısa ağıt kitabı olan “Deniz Duası”nı bir kere daha okuyacağım.

Kitaptan Alıntılar: 

“Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma, Meryem.” 

“Korkuyorsun, Nana, derdi ona. Hiç tadamadığın mutluluğu benim bulmamdan korkuyorsun. Benim mutlu olmamı istemiyorsun. İyi bir hayatımın olmasını istemiyorsun. Habis, fesat kalpli olan sensin.”

“Hep var olan, altlarda, gerilerde gizlenen yapmacıklığı, kof, sahte güvenceleri ilk kez apaçık, olanca duruluğuyla duyabiliyordu.”

“Aklına Nana’nın bir keresinde söylediği şey geldi; her bir kar tanesinin, dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ah olduğunu. Bütün bu iç geçirmeler gökyüzüne yükseliyor, bulutlar halinde toplanıyor, sonra minicik parçalara bölünüp sessizce aşağıya, insanların üstüne yağıyordu.

Bizim gibi kadınların neler çektiğinin göstergesi, demişti. Başımıza gelen her şeye nasıl sessizce katlandığımızın.”

“Hiç makyaj yapmaz, mücevher takmazdı. Örtünmez, kız öğrencilerin kapanmasını da yasaklardı. Kadınlarla erkeklerin her bakımdan eşit olduğunu, erkeklerin örtünmediğine göre, kadınların da örtünmesine gerek olmadığını söylerdi.”

“Daha çok küçüksün, biliyorum, ama bunu şimdiden anlamanı ve iyice öğrenmeni istiyorum, demişti. Evlilik bekleyebilir, eğitim beklemez. Sen çok, çok zeki bir kızsın. Gerçekten öylesin. İstediğin her şey olabilirsin, Leyla. Seni tanıyorum. Ayrıca, bu savaş bittikten sonra Afganistan’ın erkekler kadar, belki daha da çok, sizlere gereksineceğini biliyorum. Çünkü bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur, Leyla. Hiç yoktur.”

“Ama biz şu karşıdaki surlar gibiyiz. Hırpalanmış, dövülmüş, pek bakılacak hali kalmamış, fakat hala ayakta.”

“Leyla kendini şu tencerelerden, tavalardan daha üstün hissetmiyordu; bir köşede unutabileceğin, sonra, canın istediği an üzerinde hak iddia edebileceğin bir eşya mıydı o?”

“Sırrını rüzgara fısıldarsan, ağaçlara söylediği için suçlayamazsın.”

“Canını kurtarmış olmanın bedeliyse, kimin kurtaramadığını merak etmenin ıstırabıydı.”

“Cesetler, cam kırıkları, ezilmiş, yamulmuş madeni kütleler sokaklara açıldı. Dört bir yanda yağmalamalar, cinayetler, hızla artan tecavüzler; bu sonuncu, sivilleri korkutup sindirmekte, milisleri ödüllendirmekte kullanılıyordu. Meryem, tecavüz korkusuyla kendini öldüren kadınlar olduğunu duyuyordu; ya da, milislerin saldırısına uğrayan karılarını, kızlarını onur kurtarma adına öldüren erkekler.”

“Kuru, çorak bir arazide; arzulamanın ve dövünmenin uzağında, hayallerin ve hayal kırıklıklarının ötesinde. Orada, geleceğin hiçbir önemi yoktu. Geçmişse yalnızca tek bir dersi içeriyordu: Sevgi, insana zarar veren bir hatadır; işbirlikçisi, yani umutsa tehlikeli bir yanılsama. Dolayısıyla, bu iki zehirli çiçek Meryem’in zihnindeki o kuru, kavruk arazide ne zaman sürgün vermeye yeltense, Meryem onları koparıp attı. Çekip koparmış, toprağa tutunmalarına kalmadan, kökünden sökmüştü.”

“Yılanın soktuğu bir adam bile uyuyabilir, ama aç adam, asla.”

“Hafifçe gülümsemesine karşın, bu adamda alttan alta acılı, yaralı bir şey seziliyordu; üzerine bir kat sevecenlik, güler yüzlülük cilası vurulmuş hayal kırıklığı ve yenilmişlik.”

“Azize’nin kekelemesini, fay kırılmalarıyla ilgili söylediklerini düşündü; derinlerde şiddetli çarpışmalar yaşanırken, bizim yüzeyde nasıl yalnızca hafif bir titreme hissettiğimizi.”

“Kötü değil mi? İnsanların ölmesi? Kadınların, çocukların, yaşlıların? Evlerin yeniden yıkılması? O kadar da kötü değil, öyle mi?

“Asla bilemezsin,” diyor Leyla. Sesinin giderek yükseldiğinin, karı-koca olarak ilk kavgalarını ettiklerinin farkında. “Mücahitler savaşa başladığında sen ülkeden ayrıldın, unuttun mu? Arkada, orada kalan bendim. Ben! Dolayısıyla, savaşı biliyorum. Ailemi savaşa kurban verdim. Annemle babamı, Tarık! Senden bu sözleri, savaşın kötü olmadığını duymak için mi?”

“Özür dilerim, Leyla. Üzgünüm.” İki eliyle Leyla’nın yüzünü avuçluyor. “Haklısın. Özür dilerim. Affet beni. Demek istediğim, belki bu savaşın öteki ucunda bir umut ışığı olabileceği…belki uzun zamandır ilk kez…”

“Ama yine de, insanların ayakta kalmanın, hayata devam etmenin bir yolunu bulduğunu görüyor. Kendi yaşamını, başına gelen onca şeyi düşünüyor ve kendisinin de nasıl sağ salim atlattığına, bu takside oturup bu adamın hikayesini dinlediğine şaşıp kalıyor.”

“Leyla hayata sarıldı. Çünkü sonunda, yapabileceği tek şeyin bu olduğunu anladı. Bir bu, bir de umut etmek.”

“Yusuf, Kenan iline dönecek, bırakın matemi,

Ahırlar gül bahçesine dönecek, bırakın matemi.

Bir tufan patlayıp tüm canlıları boğmaya kalkışsa,

En güçlü kasırgayı bile aşacak

Nuh gibi bir kılavuzunuz var, bırakın matemi.”




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

John Shirley - "Yeni Tabular" Kitabı

İlk baskısını 2018’de Ayrıntı Yayınları’ndan yapan bu kitap 112 sayfa. Kitabın yazarı aynı zamanda senarist ve şarkı yazarı. Kitapta yazar...