Martı Yayınları’ndan Mart 2020’de sekizinci baskısı çıkan bu kitap 517 sayfa.
Serinin son kitabını tıpkı ilk iki kitap gibi heyecanla ve
merakla okudum. Benim gibi fantastik romanları seven biriyseniz kitapların
kalınlığına aldırmadan kitapları bir günde bitirebileceğiniz kadar güzel bir
kurguya ve akıcı bir anlatıma sahip bir seri.
Netflix’te bu harika kurgunun devamını izlemeyi
sabırsızlıkla bekliyorum; kitaptaki karakterlere can veren oyuncular işinin hakkını
vererek yaptığı için, bu harika hikayenin devamını ve ilk sezondaki gibi hikayenin
neredeyse tamamına sadık kalınıp kalınmadığını görmek için beklemek zor olacak.
Her kitapta olduğu gibi bu kitabın sonunda da kitaptan
bağımsız bir hikaye anlatılmış, bu sefer iki tane: “Küçük Bıçak” ve “Ormandaki İblis”.
İkisi de keyifli.
Yazarın kitaplarına ara verip biraz gerçek hayata döneceğim
bundan sonra, yine fantastik bir evrene kaçmak istediğimde yazarın diğer
üçlemesine başlayacağım.
“”Çok uzak değil,” dedi küçümseyerek. “En az burada olduğun
kadar oradasın da. Dağı oluşturan aynı şeyler seni de oluşturuyor. Ciğerleri
yok, öyleyse seninle birlikte nefes almasına izin ver. Nabzı yok, öyleyse ona
kalp atışların ver.”
“”Bizde, öz özü çağırır, denir evlat. Fakat bilimler
yeterince yüceyse, bizim özümüz de diğer bütün her şeyin özü gibidir. Işık,
aralardaki boşluklarda yaşar. O; dağın toprağında, kayalarında, karlarındadır.”
“Sen sadece içinde bulunduğun anda yaşıyorsun. Bense
gelecekte de yaşıyorum.”
“Sevdiklerim öldüğünde, çözülecek gizem kalmadığında hayat
neye benzeyecekti ki?”
“Umudun su gibi kurnaz olduğunu söylerdi. Bir şekilde daima
yolunu bulurdu.”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder