2001’de okuduğum bu kitabı, tam 20 yıl sonra yeniden okuyup az önce bitirdim. Daha önce altını çizdiğim yerlere baktığımda, şu anda bilincimin geldiği noktayı daha net görebildim.
Kitabı bir kere daha zevkle okudum.Zihnimizi bir hapishaneye benzeten, bunu “ben”in hapsi ve kişisel hapishanemiz olarak tanımlayan yazar, hapishanede kendimizi daha güvenli bulduğumuzu; çünkü bilinmeyenin ve sınırlar dışındakilerin güvenli olmadığını ve korkutucu geldiğini; fakat tek özgürlüğün o hapishanenin dışında olduğunu anlatıyor. Korkunun cesarete baskın geldiğini anlatıyor ve bu noktada şunu soruyor: “Eğer benlik çökerse, eğer duvarlar yıkılırsa, geriye korku mu kalır yoksa özgürlük mü?”
Yıllardır üzerimizde birike birike oluşan benlik gerçekten biz miyiz? Yoksa tüm kimliklerimizden sıyrıldığımızda geriye kalan şey, o sessizlik, boşluk muyuz? Çünkü yazarın da dediği gibi “isim veren yoksa, isimler de yoktur. Özne yoksa, nesne de yoktur. Bu boşluktur.”
Yazar aydınlanmaya ulaşmak için her şeyi denedikten sonra ne yaparsınız sorusuna şöyle cevap veriyor: "Zaten oradasınız. Bir şey yapmayın. Bir şey yapmama durumu şaşırtıcı derecede aktif bir durumdur. Tam bu noktada kim ve ne olduğumuzu keşfederiz."
Hayatı, toplumu, kendinizi, parayı ve kendim dediğiniz her şeyi baştan sona sorgulamanıza sebep olacak bu kitabı henüz okumadıysanız, okumanızı tavsiye ederim. Bunca kurgunun, senaryonun, karmaşanın içinde birazcık dinginliği hepimiz hak ediyoruz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder