Saat 05:00’te uyandım yine. Önce kendime güzel bir sade kahve yaptım, sonra haberlere ve sosyal medyaya baktım, sonra işe giderken yanımda götüreceğim yiyecekleri ayarladım. Tam biriken dizilerimi açacaktım ki, yapamadım. Birbirinden güzel kitaplar karşımda dururken onları okumaktan başka bir eylem gerçekleştiremezdim.
Antoine AIbaIat’ın dediği gibi “Okuma, aIışkanIıkIarın en asiIidir.”. Victor Hugo da çok haklı: “Okuma ihtiyacı barut gibidir, bir kere tutuşunca artık sönmez.” O ateş yandıkça okumayla ilgili bütün bahaneler yok oluyor. “Yorgunum.”, “Başka işim var.”, “Vaktim yok.”… Bunların hepsi bahane. Gerçekten okumak isteyen kişi okumak için çareler bulur.
Yemeğin pişmesini beklerken, tuvalette, otobüste, uyumadan önce, uyandıktan sonra, her fırsatta kitap okuyabilirsiniz… Konfüçyus’u o yüzden bu cümlesinde çok haklı buluyorum: “Ne kadar meşguI oIduğunu düşünürsen düşün, okumak için zaman ayırmazsan cahiIIiğe tesIim oIursun.” Son yıllarda sürekli “okumuş cahil” sıfat tamlaması dillerden düşmüyor ya, Mark Twain’in bunu destekleyen harika bir cümlesi var: “Kitap okumayan bir kimsenin, okumasını bilmeyene karşı bir üstünlüğü yoktur.”
Bütün kitapları okuyabilmek isterdim; ama gerçekçi olalım, buna ömür yetmez. Yine de ben ömrüm yettiğince okumamak için bahaneler üretmek yerine, okumak için fırsatlar yaratacağım.
Pandemide kendimi hapsolmuş hissetmememin en büyük kahramanı kitaplar. Kitaplarla başka insanların zihinlerini, hayal güçlerini, başka evrenleri, başka ülkeleri ve dünyayı dolaşıyorum; çünkü ben tam da Wolfgang Van Goethe’nin istediği gibi bir okuyucuyum: “Hangi okuyucuyu mu isterim, en bağımsızını; beni, kendini ve dünyayı unutup yalnız kitabın içinde yaşayanı.”
(Kitap: Jules Payot - İrade Terbiyesi 2)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder