İlk baskısını 2019’da, benim okuduğum beşinci baskısını
2021’de Profil Kitap’tan yapan bu kitap 215 sayfa.
Kitapta giriş, son söz, katkıda bulunanlar dışında 8 bölüm
var. 2 bölüm Foucault’a ait.
Kitap beni öyle etkiledi ki, içime doğru yepyeni kapılar
açıldı. İçgörü kazandıran bu kitabı dikkatle ve sindirerek okumak gerek.
Foucault’un 1982’de Vermont Üniversitesi’nde “Kendini
Biçimlendirme Teknikleri” seminerinin kısmen kayda geçirilmesiyle oluşan
kitapta Foucault’un ““kendi”nin başlangıçta ve sonda aynı olmadığı”,
“dönüşlü/dönüşümlü özne” felsefesinden kendine eğilmenin aslında ne olduğu ve
ne olmadığına dair düşünceleriyle “kendilik”le ilgili harika bir yol çiziliyor.
Mesela kendilik giyim, kuşam, araçlar, mülklerden oluşmaz. Mesela bedene eğilmek,
kendine eğilmek değil. Kaygı konusu cismi şeyler değil, ruh olmalı, kendine
eğilmenin temeli bu.
Foucault’ın “Dünya nedir? İnsan nedir? Hakikat nedir? Bilgi
nedir? Bir şeyi nasıl bilebiliriz?” gibi sorulardan sonra asıl ilgilendiği soru
şu: “Gerçekleşmiş, bilfiil halimizle biz neyiz?” “Bugünkü biz neyiz?” “Tarihsel
bir düşünüşle kendimize baktığımızda ne durumdayız?” “Bugün neyiz?” Hocama “Bugünkü
ben neyim?” sorusundan çok etkilendiğimi söylediğimde, “Bunun bir adım sonrası
da “Şimdi ben neyim?” sorusu.” deyince yine yaşadığımız akışkan zaman ve
akışkan toplumu düşünüp ne kadar elzem bir soru olduğunu fark ettim. Kişinin
kendi kendini bilme zorunluluğu, kendi kendisine eğilmesi gerekliliği ve “kendi
üzerine çokça kafa yormanın” kendimizle ilgili gün sonu muhasebesi yapmanın
dahi yeterli olmadığını gösteriyor, bunu kendimize her an sormamız lazım: Ben
şimdi neyim?
“İnsanların zihnindeki bir şeyi değiştirmek; bir
entelektüelin rolü budur.”
“Yazmak da kendine eğilme kültürünün bir parçasıydı. Kendine
eğilmenin temel ögelerinden biri de sonradan okunmak üzere kişinin kendi
hakkında notlar alması, arkadaşlarına savlarını ve mektuplar yazması, ihtiyaç
duyulabilecek gerçekleri yeniden ortaya koyabilmek adına çeşitli kayıtlar
tutmasıdır.”
“Kişinin kendine eğilmesi sürekli yazma eyleminde
bulunmasıyla ilişkilendirilmişti. … Yazıyla kendi kendine teyakkuz halinde olma
arasında bir ilişki gelişti. Hayatın inceliklerine, ruh haline ve okunanlara
dikkat edilmeye başlandı ve yazma eylemiyle kendilik tecrübesi daha yoğun ve
kapsamlı bir şekle büründü. Daha önceden var olmayan bir tecrübe alanı oluştu.”
“İmparatorluk çağındaki her şey Marcus Aurelius’un Fronto’ya
M.S. 144-145’te yolladığı mektupta mevcuttur: Selam olsun, ustalarımın en
tatlısı. … Elveda bal-tatlısı, aşkım, tatlım Fronto’m, her neredeysen. Aramız
nasıl? Seni seviyorum, ama sen uzaklardasın.”
“Pisagorculuk kültüründe öğrenciler eğitimin bir kuralı
olarak beş yıllığına sessiz kalırlar. Ders sırasında soru sormamış ve
konuşmamıştırlar ama dinleme sanatlarını geliştirmişlerdir. Bu gerçeğe
ulaşmanın pozitif koşuludur. Bu gelenek imparatorluk döneminde devam
ettirilmiştir. Bu dönemde Platon’daki gibi diyaloğun geliştirilmesi yerine
sessizlik kültürünün ve dinleme sanatının başladığını görüyoruz. … Derste
sessiz durursunuz. Sonrasına üzerine düşünürsünüz. Bu üstadın sesine ve
kendinde mantığın sesine kulak kabartmanın sanatıdır.”
“Kırsala kaçma kişinin kendi ruhuna sığınmasına dönüşür. Hem
genel bir tavır hem de her gün gerçekleştirilen belirli bir davranıştır; kendi
içine dönerek keşfe çıkarsın – keşfettiğin kusurlar ya da derin hisler
değildir, yalnızca yaptıklarının kurallarını, davranışın genel kanunlarını
hatırlamadır. Bu hatırlamaya yardımcı teknikler içeren bir formüldür.”
“Kendini açığa çıkarma, aynı zamanda kendini yok etmedir.”
“Vazgeçmeden açığa çıkaramazsın.”
“Bir toplumda en hayran olunan ve en iğrenilen tiplere
baktığımızda, başka bulgular üzerinden nadiren görebildiğimiz bir şekilde,
ortalama bir insanın kendisinden beklentilerini ve kendisi için yeşerttiği
umutları görebiliriz.” Victor C. Hayes
“O zaman… alınacak tüm derslerden en önemlisi insanın
kendini bilmesi. Çünkü insan kendini bilirse, Tanrı’yı da bilir.” İskenderiyeli
Klement
“Çünkü kendisini bilmeyen hiçbir şey bilmez, oysa kendisini
bilen aynı zamanda çoktan Herkesin Derinliği
konusunda bilgiye erişmiş olur.” Tomas’ın Kitabı
“Aklım kendi ritmine göre işlemelidir, bir başkasınınkine
itaat edemez. Çünkü tecrübe ettiklerimin başkalarında tekrarlanmayacağını
biliyorum.” J. J. Rousseau
“Anlatacağıma söz verdiğim şey ruhumun geçmişidir ve bunu
aslına sadık bir biçimde yazabilmek için başka hiçbir anıya ihtiyacım yok;
şimdiye dek yaptığım gibi, içimdeki kendime yeniden girmem yeterlidir.” J. J.
Rousseau
“Bir “ben”in ortaya çıkabilmesi için “ben” ile “ben olmayan”
arasında bir fark belirlenmelidir. Kendiliğin sınırları kendilik ile kendilik
olmayan diğer her şeyi, kendilik ötesindekileri bölümlerine ayıran çizgilerdir.
Kendiliğin inşasındaki birincil, en temel hareket bölümlere ayırmaktır.” Huck
Gutman
“Böylesi bir durumda bizi keyiflendiren nedir? Dışımızdaki bir şey değildir, hepsi kendi içimizde ve varlığımızdadır. Bu hal devam ettikçe bir Tanrı gibi kendi kendimize yetebiliriz. Diğer her türlü histen arındırılmış bu varoluş hissi kendi başına son derece değerli bir tatminkârlık ve huzur hissidir; bu his tek başına bile, kaçınılmaz bir şekilde bizi bu duygudan ayırmaya ve keyfimizi alttan alta bozmaya çalışan tüm duyusal ve dünyevi izlenimleri kovalayabilecek insanlar için, varoluşu kıymetli ve hoş kılmaya yeterlidir. Ancak hiç bitmeyen tutkularıyla tedirginliğe düşen birçok insan bu hali pek bilmezler, sadece birkaç kere yarım yamalak tattıkları bu his hakkında sadece muğlak ve kafası karışık bir fikre sahiplerdir, bu yüzden de içerdiği hoşluğu hissetmelerine izin verilmemiştir.” J. J. Rousseau
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder