İlk baskısını 2017’de yapan, benim okuduğum üçüncü baskısını
2021’de yapan bu kitap 72 sayfa, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmış.
Kitap 11 başlıktan oluşuyor. Her bölümde mutlaka kendinizi,
yaşınızı, yaşamınızı sorguluyorsunuz.
Dili ve bakış açısı çok güzel, gerontolojiyle ilgilenenler için de iyi bir okuma olabilir.
Birçok şeyi yeniden gözden geçirmenizi sağlayacak.
“Hayal gücümüzün hammaddesi zamandır.”
“Yaşlılık diye bir şeyin olmadığını anlamak için yaşlanmak
yeter.”
“Bana nasıl yaşlandığını söyle, sana eskiden kim olduğunu
söyleyeyim.”
“”Yaşınız kaç?” Bu soru beni uzun zamandır utandırıyor. Her
şeyden önce, bu soruyu soranlar için utanıyorum, nezaketsiz olarak görünen bir
soruyla muhatap olduğum için. İkincisi, cevap vermeden düşünmem gerektiği için
utanıyorum. Nasıl diyeyim ki? Yaşımı biliyorum, söyleyebilirim, ama buna
inanmıyorum.”
“Bekleyiş hissi, yaşandığı gibi ifade edilir; şimdiki anı
öyle sert suçlar ki zamanın durduğu izlenimini verir. Zamanı durdurma Leiris
çünkü binlerce kez tekrar tekrar yaşadığı çocukluk ve gençlik sahnelerini
keşfeder. Şimdiki zamandan geçmişe doğru gidişlerinin ortak noktası, zamanın
içinde bir bilinmezi aramasıdır: Kimim ben, önceleri kimdim? Kim var orada, kim
o? Orada kim var? Sırada kim var? Neyim ben? Bir yanılsama, hatıra, bir
noksanlık ya da arzu mu? Duran zamanın şimdisi o kadar güçlüdür ki her türlü
devam edebilme ya da kaçış olasılığını geçici olarak ortadan kaldırır. Leiris
ise, kendini, bir an’ın bir görüntünün üstünde duraklayarak araştırır. Bu
duraklama dizisi, zamanın geçip geçmediğine, geçtiyse ne kadar zaman geçtiğine
veya yaşa yapılan bütün göndermeleri silip atar. Böylece otobiyografisinde biyografik
hiçbir ayrıntı kalmaz sonunda.”
“Yaşı yok sayıp zamanı serbest bırakmak.”
“Yazmak, ölmek gibidir biraz ama daha az yalnız ölmek.”
“Süre sadece zamanı temsil etmemize değil; ona hükmetmemize,
onu düzenlememize, hatta durdurmamıza ya da bize durdurduğumuz hissini vermeye yarar.
Kaç yaşındasın? Soruyu anlayıp cevap vermek için ağzımı açana kadar bile birkaç
saniye yaşlanmış olurum. Buna karşılık, eğer kimlik kartımı çıkarırsam, orada
doğum tarihim yazılıdır, sabit ve sağlamdır.”
“Yaşlılar belki bir şeyi kesin olarak bilirler: Yaşlılığın,
çocukluğumda dendiği gibi “atla deve olmadığı”nı. Yaşlılık egzotizm, yani
hiçbir şey bilmeyenlerin başkalarına uzaktan bakması gibidir. Yaşlılık diye bir
şey yoktur.”
“Buna sevilelim ya da üzülelim, bu tespit bir parça acımasız
da olsa kabul etmek gerekir: Herkes genç ölür.”
‘‘Kısacası, en derinde bana ait olan, zaman içerisinde beni ölüme, kendi ölümüme yaklaştıran ilerleyişimin derecesi kayıt altına alınmış, çerçevelenmiş, düzenlemelere, özel izinlere, istisnalara tabi tutulmuştur. Eğer yaşımsam ve sadece yaşımdan ibaretsem, özümde, herkesin tanıdığı kurallar tarafından sıkıca belirlenmiş, sosyal ve kültürel bir varlığımdır. Fakat bu kurallar yığını beni gerçekten ilgilendirir mi? Ben gerçekten yirmi bir yaşıma geldiğimde reşit oldum mu? Bu dönüşüm şimdilerde benimkinden üç yıl önce mi gerçekleşiyor? Emekli olunca başka biri mi oldum? Altmış beş, yetmiş ya da seksen yaşımdan sonra söyleyecek bir şeyim kalmadı mı? Bu bir özgürlük meselesidir ve uzayan yaşam süresi daha çok kişiyi çemberin dışına atabilir."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder